Peygamberlerin İnsanoğluna Gönderiliş Nedeni
Peygamberlerin (Allah'ın salât ve selâmının en üstünü onların üzerine olsun) gönderilmesinden maksat; Yüce Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara tebliğ etmeleri ile yine insanları, Şanı Yüce Allah'ın istediği dosdoğru yola götürmeleri ve istemediği yola götürmeme konusunda Yüce Allah ile onun kullan arasında Elçiler olmaları; gidişatlarında, ahlaklarında ve tasarruflarında insanlara örnek olmaları içindir...
Elçinin insanları ile bir araya gelmesi ve yine onların elçiden, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını almasının mümkün olması gerekmektedir... İşte Şanı Yüce Allah'ın, kendisinin emirlerini ve nehiylerini tebliğ edecek ve insanları, ahiret ile dünya mutluluğuna çağıracak Peygamberleri insanoğlundan göndermesinin işte sebebi budur.
Eğer Peygamberler meleklerden olsaydı, insanların onlardan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini almaları veya onlarla bir araya gelmeleri güçleşirdi. Onların, Peygamberlere tabi olmama konusu, insanlar için bir delil olurdu. Bu da, onların şöyle demelerine sebep olurdu: "Onlar; Allah'ın bize gönderdiği kimselerdir ve biz onlara tabi olmakla emrolunduk. Fakat onlar, bizim cinsimizden değildirler." Üstelik bir insan bile değiller. Onlar ancak meleklerdir. Bizim yaratılışımız, onlarınkinden farklıdır. Bundan dolayı iki cins arasında uyuşma sağlanması mümkün değildir. Buna göre onlar, ahlak bakımından bizden daha üstün, amel bakımından bizden daha temiz ve makam bakımından bizden daha değerlidirler..." Çünkü melekler, tertemiz varlıklardır. Nitekim Şanı Yüce Allah, onlardan şöyle bahsetmektedir:
" Allah'ın, kendilerine olan buyruğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır." (Tahrîm: 66/6.)
Melekler, Allah'a ibadet etme konusunda devamlı olup hiçbir şekilde ibadet etmekten geri kalmazlar. Yüce Allah konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
" Melekler, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler." (Enbiyâ: 21/20)
Ayrıca melekler, insanların yediği gibi yemezler, (Hûd: 11/69-70) içtiği gibi içmezler ve onların içerisinde günah işlemeye istek ve arzuları yoktur. Çünkü onlar, çok değerli varlıklardır. Eğer insanlara gönderilen Elçi, melek olsaydı, insanlar ondan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini almada ve onunla bir araya gelmede zorluk çekerlerdi.
Çünkü Elçi, insanlara, bu durumda insan şeklinde değil de, bir melek şeklinde gelmiş olacaktır. Buna göre meleğin asli şeklini gören insanlar, korkuya kapılacak, yıldırım çarpmışa dönecekler ve ondan korkmuş olarak arkalarına doğru geri dönüp kaçacaklardı. Çünkü bu duruma düşen insanlar, meleğin bu asli şeklini daha önceden bilmiyorlardı. Üstelik bu yüce varlığın bir benzerini de daha önceden görmemişlerdi.
Rivayet edildiğine göre; Resulullah (s.a.v) bir gün (Hira mağarasına doğru) yürürken birdenbire gökyüzünden bir ses işitmiş, başını kaldırmış ki; Hira mağarasında kendisine gelen meleği (Cebrail'i), asli şekliyle gökyüzü ile yeryüzünü doldurmuş ve bir kürsü üzerinde oturur bir halde görmüş. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) korkmuş ve titremeye başlamış, peşi sıra evine dönüp: 'Beni örtün, Beni örtün...' demiş." (Buhari, Babu'l Vahy, 3.)
Başka bir rivayette ise; Resulullah (s.a.v) başka bir sefer, Hz. Cebrail (a.s) 'ı; iki kanadı, doğu ile batı arasına doğru yayılmış ve ufku kaplamış bir şekilde görmüştü.
Eğer melek, onlara, insan şeklinde gelse, onlar bu defa da meleğin bu durumu hususunda şüpheye düşecekler ve bu durum ise, onları, içerisinden çıkamayacakları bir duruma getirecek ve "Bize vahyi getiren o varlık, melek midir? Yoksa insan mıdır?" diye kuşkuya kapılacaklardır.
Müşrikler, gönderilen elçinin insandan değil de meleklerden olmasını istediklerinde, Kur'ân-ı Kerîm, onların bu isteklerini ret etme mahiyetinde (bu manayı destekleyici şekilde) şöyle buyurmaktadır:
" Müşrikler, (Muhammed'e, bizimde görebileceğimiz) 'Bir melek gönderilmeliydi' dediler. Eğer Biz, (onların istedikleri şekilde) bir melek gönderseydik, elbette (onların helak olma) işi bitirilmiş olur, sonra da (tevbe etmeleri için) kendilerine göz bile açtırılmazdı. Eğer Elçiyi bir melek kılsaydık herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik ve onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük. (Bu sefer, 'Bu İnsan mı! Melek mi?' diye münakaşaya düşerlerdi)." (En'âm: 6/8-9)
Bu ayeti kerimenin anlamı şu şekildedir: Eğer Biz, Elçiyi, inkarcıların önerdikleri gibi, melek kılsak bile, onların bir araya gelebilmeleri ve ondan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini alabilmelerini mümkün kılabilmek için Biz o meleği, insan oğlundan bir adam şeklinde kılardık. O zamanda bu iş yani meleğin bir adam şeklinde gelmesi durumu onları şüpheli bir duruma sokar. Bunun üzerine onlar, "O melek midir? Yoksa insan mıdır?' diye melek konusunda şüphe etmeye başlarlar ve Elçinin meleklerden olmasına dair istedikleri ilk andaki gidişatlarına ve görüşlerine dönerler.
Allame Kurtubî, "el-Camiu-Ii Ahkami'l-Kur'an" adlı tefsirinde, Yüce Allah'ın " Eğer Biz, Elçiyi, bir melek kılsaydık, herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik." (Enam: 6/9) ayetini açıklama mahiyetinde şöyle der:
"İnsanlar, meleği asli suretinde görmeye güç yetiremezler, ancak çeşitli şekillere büründükten sonra onu görebilirler. Çünkü her cins, kendi cinsinden olan varlığı sever ve kendi cinsinin dışındaki varlıktan nefret duyar. Buna göre eğer Yüce Allah, elçiyi, insanlara bir melek olarak gönderseydi, insanlar onunla karşılaşmaktan nefret duyarlar ve onunla birlikte olmaktan kaçınırlar ve meleğin, kendilerine Allah'ın emir ve yasaklarına dair söylediği sözlerden dolayı korkuya kapılıp birbirlerine girerlerdi veya onun sözlerinden vazgeçip ondan sakınırlar ve ona soru sormaktan da kendilerini alıkorlardı. Buna göre Yüce Allah'ın, Elçiyi, melek olarak göndermesi insanlara bir fayda ve menfaat sağlamayacaktı. Eğer Yüce Allah, onlara gönderdiği meleği, melek suretinden çıkarıp onların suretine benzer bir suretle gönderse, bu defada onlar, onunla arkadaşlık kurarlar ve onun haline alışıp: "Sen! Melek değilsin, sen ancak bir insansın. Bundan dolayı biz sana iman etmeyiz" derler ve Hz. Muhammed (s.a.v) 'e dair: "O, bir insandır. Onunla melekler arasında bir fark yoktur" dedikleri zaman ki hallerine ve görüşlerine dönerler. Buna göre onlar, bu fikirleriyle insanların kafasını karıştırırlar ve insanları şüpheye düşürürler. İşte Şanı Yüce Allah daha iyi bilir ya, eğer onlara insan şeklinde bir melek indirseydi (onların da yaptıkları gibi) yine de ondan şüphe etmeye dair bir yol bulurlardı." (İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, 2/394.)
Şanı Yüce Allah ayeti kerimede, Elçinin, meleklerden değil de insanlardan olmasının başka bir hikmetini de anlatmıştır ki, o da şudur: "Gönderilen Elçinin kendilerine gönderilenin cinsinden olması gereğidir. "Buna göre yeryüzünde ikamet etmekte olanlar (insanlar değil de) melekler olsaydı, Yüce A1lah, onlara, melek olan bir Elçiyi" gönderirdi. Nitekim Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
" Zaten onlara (Allah'tan bir) hidayet (elçi) geldiğinde, insanların çoğunu ona inanmaktan alıkoyan sadece: 'Allah, Elçi olarak bir insanı mı göndermiştir?' demeleri olmuştur. (Ey Muhammed! onlara) Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşmakta olan melekler olsaydı, Bizde onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik de." (İsrâ: 17/94-95.)