Hz. Yûsuf (a.s)'a Karşı Yapılan İftira ve Yalan
Bazı tefsircilerin ayakları haktan kaydı ve uzaklaştı. Çünkü onlar, Hz. Yûsuf (a.s) hakkında uygun olmayan ve sağlam bir bilgiye de dayanmayan bazı zayıf ve uydurma rivayetleri naklederek onun, azizin hanımıyla zina etmeye niyetlendiği şeklindeki iddiaları sebebiyle ayakları kayıp haktan uzaklaştı....
(Ayette geçen 'Burhan' ve 'hemme' = 'meyletme' veya 'kastetme' kelimelerim açıklama sırasında) bazı tefsir kitapları, rivayet etmesi ve nakletmesi doğru olmayan bazı uydurulmuş batıl israili rivayetleri aktarmakla gafil davranmışlardır. Güvenilir alimler ile sağlam hafızlar, bu rivayetleri tahlil ve tenkit ederek okuyuculara çok faydalı bilgileri haber vermişlerdir. Çünkü bu rivayetler, Kur'ân-ı Kerîm ayetleriyle ters düşmekte ve Peygamberlerin masumiyetiyle çelişmektedir.
Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s) hakkında uydurulmuş bazı batıl rivayetler şunlardır: "Azizin hanımı, Hz. Yûsuf ile yatıp cinsel ilişkide bulunmak istediğinde ve ondan, kendisiyle zina etmesini istediğinde, -böyle bir şeyi iddia etmekten Allah'a sığınırız- Hz. Yûsuf, kadının isteğini kabul etmiş, ona uymuş ve kadınla, son derece çirkin olan zina işini işlemeye yeltenmiştir. Tam bu sırada kendisine seslenen bir sesi işitmiş. Ardından parmağını ısırmış bir vaziyette babası Hz. Ya'k'ûb (a.s)'ı görmüş. Babasından utandığı için Mısır azizinin hanımına yeltendiği çirkin işten vazgeçtiği şeklinde iddiada bulunmuşlardır. Ve daha ipe sapa gelmez birçok uydurma ve batıl rivayetleri nakletmişlerdir. Bu çirkin rivayetleri nakleden tefsirciler; Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s)’ın şerefli ve değerli bir Peygamber olduğunu; Yüce Allah'ın, onu, masiyetlerden ve son derece çirkin günahlardan, yani daha büyük kötülüklerden ve zina işlemekten koruduğunu; ayrıca efendisi azizin, kendisinin ikametini ve ikramını en güzel şekilde yaptığını ve iyi davrandığını bildiği halde, efendisine hainlik ettiği şeklinde bir iftira ve yalan ileri sürüp de az önce Hz. Yûsuf (a.s) ile ilgili belirtilen hususları nasıl oldu da unuttular ve farkına varamadılar. Halbuki Yüce Allah, bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
" Yûsuf'u satın alan Mısırlı (Aziz), karısına dedi ki: 'Ona kadr-ü kıymet ver. Umulur ki bize faydası dokunur veya onu evlat ediniriz. " (Yûsuf: 12/21.)
Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s), efendisinin kendisine yaptığı bu güzel davranışı unutmayıp aksine efendisinin, kendisine yaptığı ve bahşettiği bu iyilik ve ihsanı; efendisinin hanımı, kendisiyle zinada bulunmak istediğinde, bu güzel davranışı azizin hanımına aşağıda gelecek olan ayette- söylemiştir. Buna göre Hz. Yûsuf (a.s), efendisinin hanımı, kendisinden murad almak istediğinde ona şöyle demişti:
" (Böyle bir şey yapmaktan) Allah 'a sığınırım. Doğrusu o (senin kocan), benim efendimdir, o bana güzel bir mevki vermiştir. (Onun bu davranışının karşılığı, hanımına yaklaşarak ona hainlik etmek olmaz). Hakikat şudur ki, zalimler (hainlik edenler) asla felah bulmaz, dedi." (Yûsuf: 12/23.)
Gerçekten de zina, suçların ve günahların en çirkini ve en kötü olanıdır. Üstelik semavi dinlerin hepsi, zinayı yasaklamışlardır. Buna göre bütün semavi dinlerde zina yasaklanmış olduğu halde, Allah'ın Peygamberlerinden birisi olan Hz. Yûsuf (a.s), bu çirkin zina işini nasıl işleyebilir? Allah'ı tenzih ederiz ki, Hz. Yûsuf (a.s)'a dair ileri sürülen bu iftira, gerçekten de büyük bir iftiradır.
Bu tefsirciler, Hz. Yûsuf (a.s)'ın kıssasını anlatma esnasında gelen Kur'ân-ı Kerîm nasslarını, İsrailiyattan nakledilmiş bu uydurma ve yalan rivayetleri kabul etme mahiyetinde sağda ve solda kalmış bilgileri, iyi göremediklerinden önüne geleni almak suretiyle açıklamaya kalkıştılar. Fakat bu tefsirciler, bu İsraili rivayetleri, Peygamberlerin masumiyetinde ittifak edilip edilmediğine ve Kur'an nasslarının bu tür rivayetlerle birbirine uygun olup olmadığına dikkat etmeden hatalı bir anlayış şekliyle almışlardır. Bazı tefsircilerin dikkat etmeden aldıkları İsraili rivayetler, Yüce Allah'ın şu ayetiyle ilgilidir:
" Eğer Rabbinin burhanını (= kadının isteğini kabul etmekten kendisini alıkoyacak Allah'ın ayetlerinden birisini) görmemiş olsaydı, neredeyse Yûsuf ta kadını isteyecekti. Zaten kadın da, Yûsuf'u istemişti." (Yûsuf: 12/24.)
Hz. Yûsuf (a.s)’ın bu günahı işlediğini ileri süren bazı tefsirciler, ayette geçen "Hemme" = "isteme, meyletme, kastetme" kelimesini; "Hz. Yûsuf (a.s)’ın, azizin hanımının isteğine uyması ve kadına yaklaşmayı azmetmesi" şeklinde tefsir et-mişlerdir. "Burhan" kelimesini de; "Hz. Yûsuf (a.s)'in, babası Hz. Ya'k'ûb (a.s)"ı, parmağını ısırmış bir vaziyette gördüğünü ve babasından utandığı için bu çirkin işi bıraktı" şeklinde tefsir etmişlerdir.
Bu ayeti kerimede geçen bu iki kelimenin bu şekildeki yorumu, batıldır ve caiz değildir. Allah'ın izniyle birazdan bu kelimelerin ifade ettiği doğru olan manaları çeşitli şekillerde açıklayacağız...
Tahkikçi tefsircilerden çoğu; bu İsrailî rivayetleri, bazı Müslümanların bu rivayetleri okuyarak onların güvenilir ve sağlam rivayetler olduğunu zannederek almaları suretiyle yanlış düşüncelere dalmamaları için bu rivayetlerin yanlışlığını açıklayarak bu rivayetleri okuyan Müslümanlara haber vermişlerdir.
Allame Üstad Abdullah b. Ahmed en-Nesefî, tefsirinde, bu konuyla ilgili olarak şöyle der:
" O kadın, onu istemişti. " (Yûsuf: 12/24) Buradaki ayetin metninde geçen 'hemme' (= isteme) kelimesi, 'kastetme ve azmetme' anlamında kullanılmıştır. Buna göre ayetinin anlamı: 'Kadın, Yûsuf’la birleşmeye kesin olarak kastetti' şeklinde olur. " O da, onu isteyecekti" (Yûsuf: 12/24).
Burada geçen 'hemme'= 'isteyecekti' kelimesinin anlamı ise, 'mümkün olmamakla birlikte isteme' anlamında kullanılmıştır. Buna göre ayetin anlamı: 'Yûsuf, azim ve kasıt olmaksızın kadına yaklaşmayı aklından geçirdi' şeklinde olur. Eğer Hz. Yûsuf (a.s)’ın kadına yaklaşmayı istemesi, kadının Hz. Yûsuf (a.s)'a yaklaşmayı istemesi gibi olsaydı Yüce Allah Hz. Yûsuf (a.s)'ı, ihlaslı kullarından (Yûsuf: 12/24) olduğu şeklinde övmezdi. Üstelik Hz. Yûsuf (a.s)’ın kadına yaklaşmayı istemesi ile kadının, Hz. Yûsuf (a.s)'a yaklaşmayı istemesi arasında büyük farklar vardır...
Bazı tefsirciler de; ayette geçen 'Burhan' kelimesini, Hz. Yûsuf (a.s)’ın kendisine iki defa gelen: 'Ey Yûsuf ve Ey kadın!' şeklinde bir sesi işitmiş, ardından da üçüncü defa ise: 'Kadından yüz çevir!' şeklinde bir ses işitmiş. Fakat bu ses de, Hz, Yûsuf (a.s)'a bir fayda sağlamamış. Nihayetinde ise babası Hz. Ya'k'ûb (a.s.)'ı, parmağını ısırmış bir vaziyette görmüş de bu işten vazgeçmiş...
İşte bu gibi aktarılan rivayetler, batıldır ve aslı astarı yoktur. Bu gibi rivayetlerin batıl olduğunun delili, Yüce Allah'ın, " O kadın, ondan murad almak istemişti" (Yûsuf: 12/26) buyruğudur. Eğer Hz. Yûsuf (a.s) da, kadınla yatmak isteseydi, kendisinin böyle bir şeyden uzak olduğunu söylemezdi; ayrıca daha sonra gelecek olan (Yûsuf dedi ki:) " Bu (benim hapisten çıkmayı kabul etmeyişim), gıyabımda (azizin) kendisine gerçekten hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin hilesini kesinlikle başarıya erdirmeyeceğini onun da bilmesi (ni sağlamak) için (böyle yaptım). " (Yûsuf: 12/52) buyruğu da, bunun delilidir. Çünkü onların dedikleri gibi olsaydı, Hz. Yûsuf (a.s), gıyabında efendisine ihanet etmiş olurdu. Ayrıca " İşte Biz, ondan böylece kötülüğü ve fuhşu bertaraf ettik." (Yûsuf: 12/24) buyruğu da, bunun delilidir. Eğer Hz. Yûsuf (a.s)'ın, kadına karşı bir böyle isteği olsaydı, kesinlikle ondan kötülük ve çirkinlik bertaraf edilmiş olmazdı..."
Derim ki: Bu ayeti kerimede; (Yûsuf: 12/24) Hz. Yûsuf (a.s)’ın, kadına karşı aldanmaması gerektiği yönünde geniş bir bilgi, ince bir görüş ve önemli bir anlayış vardır. İşte bu da, "Hemme" = "İstek" kelimesinin; azizin hanımından meydana gelmiş kötü bir istek olduğunu gösterir. Zira kadın son derece çirkin davranışından dolayı Hz. Yûsuf (a.s)'ı kendisine çağırmış ve bundan dolayı da sarayın kapılarını sağlamca kapattıktan ve odaya hapsettikten sonra onunla olmak istemiştir. Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
" Evinde bulunduğu kadın, ondan murad almayı istedi. (Bunun için gereken yollara başvurarak ilk önce) kapıları sımsıkı kapadı ve: 'Sana söylüyorum, haydi gelsene!' dedi. O da: '(böyle bir şeye teşebbüs etmektense) Allah'a sığınırım. Doğrusu o (senin kocan), benim efendimdir. O, bana güzel bir mevki vermiştir. (Onun bu davranışının karşılığı, hanımına yaklaşarak ona hainlik etmek olmaz). Hakikat şudur ki, zalimler (yani hainlik edenler) asla felah bulmaz' dedi." (Yûsuf: 12/23.)
Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s)’ın, kadını istemesine gelince ise; onun istemesi, kötü bir istek ve hainlik veya son derece çirkin bir arzu değildir. Bazı cahillerin, Hz. Yûsuf (a.s)’ın istemesini, zannettikleri gibi, kötü bir istek ve sön derece çirkin bir davranış olmayıp sadece Hz. Yûsuf (a.s)'ın ona yaklaşmayıp aklından geçirmesi şeklindedir... Yalnız Hz. Yûsuf (a,s)'ın istemesi, kendisine yapılan haksızlığı yani efendisi azizin hanımının planladığı bu çirkin hileyi kendisinden uzaklaştırması ve kadını, böylesi çirkin bir davranıştan sakındırmaya kastetmesi, anlamındadır. İşte bundan dolayı Hz. Yûsuf (a.s)’ın doğruluğundaki kuvvetliliğini, güçlülüğünü ve sert tavrını, onun şu sözünde görmekteyiz: " (Böyle bir şeye teşebbüs etmekten) Allah 'a sığınırım. Doğrusu 0 (senin kocan), benim efendimdir. O, bana güzel bir mevki de vermiştir. " (Yûsuf: 12/23),
Buna göre Hz. Yûsuf (a.s)’ın kadını istemesi, azim ve kastı gerektirmeyen bir istekti. Zira kadının, Hz. Yûsuf’u istemesi bir arzu şeklindeydi. Hz. Yûsuf (a.s)’ın, kadını istemesi ise; kadını kendisinden uzaklaştırması şeklindeydi. Nitekim bazı tefsirciler, bu konuyla ilgili olarak şöyle derler:
'Kadının, Hz. Yûsuf (a.s)'ı istemesi; fiili bir vakıaydı. Fakat Hz. Yûsuf (a.s)’ın, kadını istemesi ise; tabiatı gereği, yani Hz. Yûsuf (a.s), kötü davranıştan kurtulmak için gerçekleşmesi mümkün olmayan insanın yaratılışı gereği tabi bir meyildi. Zira insan, kalbinden ve aklından geçirdiği düşünceleri uygulamaya geçirmedikçe nefsinin iştah duyduğu veya tabiatı gereği nefsinin meylettiğinden dolayı sorumlu tutulamaz. İşte bunu, Nesefî (rh.a.) tefsir edip şöyle demiştir:
"Hemmet bihi" = "Kadın, Yûsuf’u istedi" yani kadın, Yûsuf'a 'kastetti' veya 'azmetti' demektir. "Hemme biha" = "Yûsuf, kadını istedi" yani Yûsuf, gerçekleşmesi mümkün olmamakla birlikte yaratılışı gereği kadına 'meyletti' demektir."
Bazı tefsircilerin naklettiğine göre; bu ayeti kerimede (yani Yûsuf: 12/24'de) 'takdim' = öne alma ve 'tehir' = geri alma vardır. Buna göre "Eğer Rabbinin burhanını görmeseydi" (Yûsuf: 12/24) ayetinin anlamı; Eğer Allah'ın burhanı, yani Yüce Allah, Hz. Yûsuf (a.s)'ı kötü ve çirkin şeylerden gözetip korumasaydı, elbette Hz. Yûsuf (a.s) kadınla münasebette bulunacaktı ve kadına karşı içinden geçenleri yapacaktı demektir. Fakat Yüce Allah, yardımı ve desteğiyle Hz. Yûsuf (a.s)'ın iffetini korumuştur. Dolayısıyla Hz. Yûsuf (a.s) kesinlikle kadınla herhangi bir şey yapmamıştır. Diğer birçok tefsirciler, bu konuyla ilgili olarak Ehli kitabın, Hz. Yûsuf (a.s)'a nispet ettikleri suçlamaları ve iftiraları kabul etmeyip onun suçsuzluğunu dile getiren sözler söylemişlerdir. Fakat buna rağmen bazı Müslüman kimseler, fasıklardan birine dahi nispet edilmesi uygun olmayan uydurma İsrailî rivayetleri kabul ederek bunları, Hz. Yûsuf (a.s)'a nispet etmişlerdir.