Resulullah (s.a.v)'in, Müşriklere ve Kafirlere Meylettiği Hakkında Gelen İkaz
Bu da Yüce Allah'ın şu sözünde geçmektedir:
" Ey Peygamber! Allah'tan sakın (ve takva üzere sebat et) ve kafirler ile münafıklara da itaat etme! Doğrusu Allah, Hakim'dir ve Alim'dir. Rabbinden sana vahyolunana uy! Doğrusu (sana vahyeden) Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır." (Ahzâb: 33/1-2.)
Görüldüğü üzere bu ayeti kerimeler, Resulullah (s.a.v)'den bir günahın meydana geldiğini göstermez. Ancak bu ayet, Resulullah (s.a.v)'in şahsında komutanlara, ileri gelen kimselere yönelmiş ve özellikle de ümmete yapılmış bir hitaptır. Bu ayetle kast edilen, Resulullah (s,a.v)'in ümmetidir. Bu, tıpkı bir hükümdarın, ordu komutanına: "Düşmanlarına müsamaha gösterme! Onlarla kendi hükmüne boyun eğdirinceye kadar ve emrine bağlayıncaya kadar savaş! Çocukları, kadınları ve yaşlı kimseleri öldürme! Onların önünde korktuğunu ve çekindiğini açıklama!... şeklinde söylediği söze benzer. Görüldüğü üzere hükümdar, komutanına hitap etmektedir. Komutanla kastedilen ise, onunla birlikte bulunan askerlerdir. Bu delilde de görüldüğü üzere "hitap" ile kastedilen, Resulullah (s.a.v)'in şahsında bütün ümmettir. Resulullah (s.a.v)'in şahsı değildir. Zaten Yüce Allah konuyla ilgili ayetleri, " Allah 'yaptıklarınızdan haberdar olandır" (Ahzab: 33/2) -görüldüğü üzere- hep çoğul siğasıyla bitirmiştir. Bu da, hitabın; Resulullah (s.a.v)'e değil, onun şahsında bütün ümmetedir. Buna bir örnek ise Yüce Allah'ın, " Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda onları, 'iddetlerini' gözeterek boşayın ve iddeti sayın..." (Talak: 65/1) sözüdür. İşte bu da, Resulullah (s.a.v)'in şahsında bütün ümmete yapılmış bir hitaptır. Bununla birlikte biz, hitabı sadece Resulullah (s.a.v)’e yüklediğimizde dahi onun, kafirlere ve münafıklara itaat etmek suretiyle meylettiğini ve Yüce Allah, ona, onlardan sakınmasını emredinceye kadar masiyet ve günah işlediğini göstermez. Bu söz, sadece bu konuda olanı ispat etmek için söylenmiştir. Zira Yüce Allah, Resulullah (s.a.v)'e, kafirlerin hilesinden ve münafıkların tuzağından sakınmasını emretmiş ve Ona kafirler ile münafıklardan sakınıp onların sözlerine dalarak tuzaklarına düşmemesine dair onların içlerinde gizlediklerini bildirmiştir.
1. Rivayet edildiğine göre; Ebu Süfyan, İkrime b. Ebi Cehl ve Ebu'l-A'ver es-Sülemi, Resulullah (s.a.v) ile kendileri arasında bir anlaşma yapmak üzere Ona gelerek:
- "İlahlarımıza dil uzatma! Putlara tapan kimselere, onlar, şefaat edecek ve fayda sağlayacak de. Bizde seni Rabbinle baş başa bırakalım demek küstahlığında bulundular. O sırada müşrik olan bu kimselerin bu sözleri, Resulullah (s.a.v)'e ve ora-daki müminlere çok ağır geldi. Bunun üzerine orada hazır bulunan Hz. Ömer (r.a):
- "Ey Allah'ın Resulü! izin ver de şunları öldüreyim!" dedi.
Resulullah (s.a.v):
- " Ben, onlara, teminat verdim ey Ömer!" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a):
- "Allah'ın gazabı ve laneti ile buradan çıkın" diye onları kovdu. Daha sonra Resulullah (s.a.v), Hz. Ömer (r.a)'a; bunları, Medine'nin dışına çıkarmasını emretti."
Bu olay üzerine Yüce Allah, bu ayeti kerimeleri indirmiştir. (Bu olay, Uhud savaşından sonra meydana gelmiştir.)
2. Rivayet edildiğine göre; "(İçlerinde Muğire b. Şube ve Şeybe b. Rebia bulunduğu) Mekke halkından bir topluluk, Medine'ye gelerek Resulullah (s.a.v)'e; "Peygamberlik davasından vazgeçtiği taktirde kendisine, mallarının yarısını verecekleri" vaadinde bulundular. Bunun üzerine bu ayeti kerimeler inmiştir.
3. Diğer bir rivayete göre ise: "Medine halkından münafıklar ile Yahudilerin; Resulullah (s.a.v)'e, Peygamberlik davasından vazgeçmediği taktirde Resulullah (s.a.v)'i öldürme tehdidinde bulunmuşlardır. Bunun üzerine bu ayeti kerimeler inmiştir. (Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, 194-196.)