Resulullah (s.a.v)'in, Kendisine İndirilende Şüphe Etmesi Hakkında Gelen İkaz
Bu da Yüce Allah'ın şu sözünde geçmektedir:
" Sana indirdiklerimiz (Kur'an ayetlerin)den şüphe ediyorsan, senden önce kitabı (Tevratı, İncili ve Zeburu) okuyanlara, (sana indirdiklerimizin doğru olup olmadıklarını) sor! And olsun ki, Rabbinden (indirilen) hak (vahiy), sana gelmiştir. Doğrusu Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Yûnus: 10/94.)
Bu ayeti kerime; Resulullah (s.a.v)'in, kendisine inen vahiyde şüphe ettiğini göstermemektedir. Bu ayet sadece "takdir etme" ve" farz etme" üslubunda kullanılmış bir ifadedir. Nitekim böyle bir söz söyleme, olasılığı ve buradaki şüphenin meydana gelmesini olumsuz kılma söz konusu olduğundan dolayı şüphenin takdiri, Arapların adetindendir.
Yine bu, oğluna: "Eğer sen benim oğlumsan, cimri olmazsın" sözündeki gibidir. Bu takdire göre ayetin anlamı: "Ey Muhammed! geçmiş Peygamberlerin -mesela Hz. Nûh, Hz. İbrâhîm gibi- haberlerini sana anlattığımız halde daha hala sen bir şüphe -farz edelim ki veya takdir edelim ki- içindeysen senden önce kitabı yani Tevratı, İncili ve Zeburu okuyan Ehli kitabın alimlerine bunları sor. Çünkü onlar, bu haberleri, sana anlattığımız şekliyle (kesin olarak) bilmektedirler şeklinde ol-maktadır. Bundan maksat, Kur'an'ın anlattığı geçmiş kıssaları "bilgi" ile tanıtmaktadır. Yoksa Hz. Peygamber (s.a.v)'i, şek ve şüphe ile tanıtma değildir. İşte bundan dolayı Abdullah ibn Abbas (r.a):
"Allah'a yemin ederim ki, Resulullah (s.a.v) gözünün ucuyla bile ne şüphe etmiştir ve ne de Ehli kitaptan hiçbirine bunları sormuştur" der.
Rivayet edildiğine göre; bu ayeti kerime indiğinde Resulullah (s.a.v): " Ne şüphe ediyorum ve ne de (bu konuda) soru sorarım" buyurmuştur. (İbn Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyan, 11/168.)
Cemaleddin el-Kasımî, "Mehasinu't- Te'vil" adlı tefsir kitabında konuyla ilgili olarak şöyle demektedir:
"Bu ayeti kerimeden, Resulullah (s.a.v)'in kendisine inen vahiy konusunda şüphe ettiği anlaşılmaz. Çünkü ayette geçen şart edatının doğruluğu, bu edatın meydana gelmesini gerektirmez. Tıpkı bu, senin: 'Eğer beş tane evim olsa da eşit şekilde bölünse sözünde anlatmak istediğin gibidir. Bu ayetteki hitabın, Hz. Peygamber (s.a.y)'e yapılmasının anlamında yatan gizlilik ise; delilleri çoğaltmak, bu delilleri güçlendirmek, kesin bilginin kuvvetini ve nefsin mutmainliğini ve gönlün sükunetini artırmak içindir. Yahut ayetin anlamında yatan gizlilik; -anlatıldığı üzere- anlatılan olayı kuvvetlendirmek için delil getirmeye daha önceki kitaplarda geçenleri şahit tutma, -üstelik Kur'an, geçmiş kitaplarda bulunanları tasdik etmektedir- yahut Yüce Allah, müşriklere, üstü kapalı olarak Resulullah (s.a.v)'e indirdiği kıssaların doğruluğundaki bilginin sağlamlığını tanıtmaktadır... Bir rivayete göre ise ayette geçen hitap, Resulullah (s.a.v)'e olup fakat onun dışındakiler yani ümmeti kastedilmiştir. Tıpkı bu, 'Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!' deyimindeki meşhur darb-ı mesel gibidir. Buna göre anlam: 'Hz. Peygamber'in lisânı üzere, sana indirdiğimizde şüphe eden, ey bu ayeti işiten kimse!' şeklinde olmaktadır. Bunu, Yüce Allah'ın, '(Ey Muhammed): 'Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki, ben, Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam' de.' (Yûnus: 10/104) ayeti desteklemektedir." (Cemalettin el-Kasımî, Mehasinut-Tevil, 9/3396.)