Hz. İsmâîl (a.s)'ın Doğumu

Hz, İbrahim (a.s), beraberinde hanımı Sâre ve onun cariyesi olan Hacer ile birlikte Mısır'dan Filistin'e hicret etti.

Sâre, çocuğu olmayan kısır bir kadındı. Kocasına bir erkek çocuğu veremediğinden dolayı devamlı olarak üzülüyordu. Çünkü o, yetmiş yaşına varmıştı. Artık ihtiyar bir kimse olmuştu. Bundan dolayı cariyesi Hacer'i Hz. İbrâhîm (a.s)'a hediye ettikten sonra kocasının, onunla evlenmesini istedi. Böylece Sare;

- "Belki Allah İbrahim'e cariyeden ikisinin de hayatını aydınlatan bir erkek çocuk verir de, hayatın zorluğunu yüklenmede babasına yardımcı olur" diye düşünüyordu.

Hz. İbrâhîm (a.s), hanımının bu görüşünü kabul edip onun isteğine boyun eğdi. Daha sonra da Hz. İbrahim (a.s), Hacer ile evlendi. Hacer, Hz. İbrâhîm (a.s)'e zeki ve akıllı bir erkek çocuğu doğurdu. O da Hz. İsmâîl (a.s)'dır. Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed b. Abdullah (sav) de onun soyundandır. Allah, Hz. İbrâhîm (a.s)'a yaşlı olmasına rağmen bu çocuğu verdi. Bundan sonra da Hz. İbrâhîm (a.s)'ın kendisi de toparlanıp gayrete geldi. Hz. İbrâhîm (a.s) bu sırada 86 yaşına ulaşmıştı. Belki Sare, sevinçle Hz. İbrâhîm (a.s)'a ortak olabilirdi. Fakat kıskançlığını kalbindeki sessizliğe gömemedi.

Aksine üzüntü ve keder kasırgalarından çoğu ona doğru esti. Gece uykusu ve sükunetlik, kendisine haram oldu. Sabahladığında çocuğa bakmaya dahi güç yetiremiyordu. Hacer'i bile görmeye tahammül edemiyordu. Böylece hastalıklı kalbi için bir şifa bulamadı. Ancak Hz. İbrâhîm (a.s)'ın Hacer'i ve çocuğunu evinden uzaklaştırması ve Hacer'in, gözünün önünden uzak kalmasıyla şifa bulabilirdi, işte bu durum, Allah'ın hikmetindendi. Çünkü Allah, onun böyle yapmasını diliyordu.

Allah, Hz. İbrâhîm (a.s)'a karısının emrine itaat etmesini vahyetti. Böylece Hz. İbrâhîm (a.s), karısının ricasını kabul etti.

Bunun üzerine Hz. İbrâhîm (a.s), Hacer ve oğlu İsmâîl'i alıp Mekke'nin büyük kayaları olan dağlara varıncaya kadar sahraları ve ıssız çölleri yürüyerek geçip gitti. Nihayet buraya vardıklarında Hz. İbrâhîm (a.s), karısını ve oğlunu beraber oturacak ve konuşup arkadaşlık edecek birileri olmadığı halde bu ıssız çöl yerinde bıraktı. O sırada Mekke'de hiçbir kimse olmadığı gibi evler ve binalar da yoktu.

Hz. İbrâhîm (a.s), karısı ve oğlunu -bu ıssız çöl yerinde- zemzeme yakın büyük bir gölgeliğin yanına terk etti. Daha sonra Hz. İbrâhîm (a.s), karısının ve oğlunun yanına içerisinde hurma bulunan meşin bir dağarcıkla, içerisinde su bulunan bir su kabını da bıraktı. Daha sonra da Hz. İbrâhim (a.s), Filistin'e dönmeyi istediğinde Hacer, Hz. İbrâhim (a.s)’ın arkasından gelerek ona:

- "Ey İbrâhîm! İçerisinde ne oturup konuşacak bir kimse ve ne de arkadaşlık edecek bir kimse bulunmayan bu ıssız çöl yerinde bizi bırakıp da nereye gidiyorsun?" dedi. Hz. İbrâhîm (a.s), Allah'ın emrini yerine getirememekten ve onun emrinden vazgeçme korkusundan dolayı Hacer'in bu sözüne aldırış etmedi. Hacer ise sözünü tekrar tekrar Hz. İbrâhîm (a.s)’ın arkasından söylediyse de Hz. İbrâhim (a.s), Hacer'in bu sözlerine aldırış etmedi. Bunun üzerine Hacer, Hz. İbrâhîm (a.s)'a:

- "Ey İbrâhîm! Bizi bu ıssız çöl yerinde bırakmanı sana Allah mı emretti?" diye sordu. Hz. İbrâhîm (a.s), Hacer'in bu sözüne karşılık.

- "Evet! Sizi bu ıssız çöl yerine bırakmamı Allah emretti" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hacer:

- "Öyleyse Allah bize yeter. O, bizi zayi etmez ve himayesiz bırakmaz" dedi.

Allahu Ekber... Gerçekten bu acayiplikleri yaptıran, Allah'a olan imandır. Zaten acayiplikler arka arkaya geliyor. Hz. İbrâhim (a.s), az kalsın daha Allah'ın emrini yerine getiremeyecekti. Öyle Yüce Allah Hz. İbrâhîm (a.s), içerisinde ne bir komşu ne konuşacak bir arkadaş bulunmayan ıssız bir çöl yeri olan bu vahşi yerde hanımıyla birlikte süt emmekte olan çocuğunu bırakmaya nasıl oluyor da kalbi mutmain oluyor.

Hacer ise içerisinde ne su ne yiyecek, bulunan; açlığa ve öldürülmeye, susuzluğa ve saldırgan vahşi hayvanlara maruz kalabileceği büyük kayalıkların bulunduğu bir yerde tek başına kalmaya nasıl oldu da razı oldu?

Gerçekten de bu; Hz. İbrâhîm (a.s) ile hanımı Hacer'in kalbini sükunete kavuşturan Allah'a imanlarıydı. Çünkü Hz. İbrâhîm (a.s), Allah'ın emrini yerine getirme yolunda, hanımını ve çocuğunu geniş ve bitkisiz bir yerde Allah'a teberru etmişti.

Hz. İbrâhîm (a.s), hanımından ve çocuğundan biraz uzaklaşınca Beytü'l-Haram'a doğru yönelip durdu ve ellerini kaldırarak şu duayı okumaya başladı:

"Rabbimiz! Ben çocuklarımın bazısını namaz kılabilmeleri için senin kutsal evinin yanında çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! insanların gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır." (İbrâhîm: 14/37)