İsrailoğulları Tih Çölünde

Yüce Allah, Firavun ve askerlerini denizin dalgalan arasında boğmak suretiyle helak edip İsrail oğullarını da çetin bir azaptan kurtarınca, Hz. Mûsâ (a.s)'a, İsrail oğulları ile birlikte Beytü'l-Makdis'e doğru gitmesini emretti.

Bu emir üzerine hemen yola koyuldular. Yolda gittikleri bir sırada İsrailoğulları şiddetli bir şekilde susadılar. Bunun üzerine sitemli bir şekilde Hz. Mûsâ (a.s)'a şikayette bulundular. Ondan, kendilerine su bulup getirmesini istediler. Allah ta, Hz. Mûsâ (a.s)'a; asasıyla orada bulunan taşa vurmasını emretti. Hz. Mûsâ (a.s)'da asasıyla orada bulunan taşa vurdu. Taş, İsrail oğullarının içerisinde bulunan 12 boydan her birisinin ondan akan suyu içebileceği şekilde 12 gözeye ayrılıp, ondan su fışkırdı. Daha sonra Allah, onlara gayret ve zahmet çekmeksizin rızık olarak gökten "bıldırcın" ve "kudret helvası"nı gönderdi. (B.k.z: Bakara: 2/57; A'râf: 7/160)

Sonrada Allah, Hz. Mûsâ (a.s)'a; İsrail oğullarına vaat ettiği kutsal şehre onları sokmasını emretti.

Hz. Mûsâ (a.s) ile birlikte bulunan İsrailoğulları, Allah tarafından kendilerine vaat edilen kutsal şehre yaklaştıklarında orada Heysanlıların (Tarihçiler, Heysanlıları, tarih kitaplarında geçen Hititler olarak kabul etmektedirler) kalıntılarından ve Ken'anlılardan oluşan zalim bir kavmin yerleşmiş olduğu bir şehir buldular.

Hz. Mûsâ (a.s), onlara; şehre girmelerini, onlarla savaşmalarını ve onları kutsal şehirden çıkarmalarını emretti. Fakat onlar bunu yapmaktan kaçınıp cihattan kaçtılar ve düşmanlarıyla karşılaşmaktan korktular. İsrailoğulları, Hz. Mûsâ (a.s)'a karşı Allah'ın emrinden çıktıklarını gösteren şu sözleri söylediler:

"Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz. Şu halde sen ve Rabbin gidin (bizim yerimize onlarla siz) savaşın. Biz burada oturacağız. " (Maide: 5/24.)

Tarihçilerin kaydettiğine göre; Hz. Mûsâ (a.s), İsrail oğullarına bu kutsal şehre girmelerini istemezden önce şehir halkından haber getirmeleri için İsrail oğullarından birkaç kişiyi o kutsal şehre gönderdi.

Tefsirciler bununla ilgili olarak şöyle derler: "Hz. Mûsâ (a.s)'ın kutsal şehir halkından haber getirmeleri için şehre gönderdiği kimseler, 12 kişiydiler."

Bu kişiler, o kutsal şehre gittiler. Şehre vardıklarında halkın iri ve cüsseli kimseler olduğunu gördüler. Şehir halkının bu halleri, onları korkuya düşürdü. Daha sonra onlar -Hz. Mûsâ (a.s) onlara gördüklerini İsrail oğullarına anlatmamalarını tembih ettiği halde yine de- gördüklerini İsrail oğullarına haber vermek için geri döndüler. Geri dönenler, şehir halkında ne gördülerse hepsini İsrail oğullarına anlattılar. Bunun üzerine İsrailoğulları düşmanlarının yanına varıp onlarla savaşmaya ve cihat etmeye dair kendilerinde güç ve kuvvet bulamadılar.

Zaten İsrailoğulları, Mısır'da, Kıptîlerin hakimiyeti altında kaldıkları müddetçe zillet ve zorluklara alıştıklarından dolayı böyle bir hayata razı olmuşlardı. İşte bundan dolayı Allah'ın emrini yerine getirmekten kaçındılar ve düşmanlarıyla da savaşmaktan korktular. Onların bu davranışları üzerine Allah, onları, Tih çölüne attı ve onları kırk sene çölde bıraktı. Böylece onlar çölde sersem sersem dolaşıyorlar yok oluyorlar, ölüyorlar, sağa-sola doğru göçüp gidiyorlardı ve daha sonra tekrar dönüp dolaşıp eski yerlerine geliyorlardı.

Nitekim Yüce Allah, İsrail oğullarının Tih çölünde kaldıklarına dair şöyle buyurmaktadır:

"Allah (Musa'ya): '(Cihat etmekten kaçındıkları için) orası onlara kırk yıl yasaklanmıştır. (Bu müddet içinde) orada şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen de yoldan çıkmış toplum için üzülme!' dedi." (Maide: 5/26)

Bu, Yüce Allah'tan onlara bir ceza idi. Bu ceza onlardan zillet ve zorluk üzere yaşamaya alışan bu ilk nesil yok olup gidinceye kadar devam etti. Onların yerine, çölde hür yetişen ve izzetle yaşayan bir nesil geldi. Bu nesil, Yuşa b. Nûn ile birlikte kutsal şehre (Arzı Mukaddes'e) girdiler. (Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, 432-435.)