Hz. Dâvud (a.s)'ın İsrail oğulları Arasındaki Yeri

Hz. Mûsâ ile Hz. Harun'un ölümünden sonra İsrail oğulları peygamberlerinden Yûşa' b. Nûn denilen bir Peygamber, onların başına geçti. Bu Peygamber, onları, Mûsâ peygamberin lisanı üzere Tevrat'ta onlara vaat etmiş olduğu Arzı Mukaddes (Kutsal Şehir) denilen Filistin'e soktu. Ele geçirilen araziyi aralarında bölüştürdü. Ölünceye kadar da onların işlerini yürüttü. O öldükten sonra İsrail oğullarının işlerini, kendi içlerinden 356 yıl müddetle "kadılar" üstlendi. Bu ara döneme, "Kadılar Dönemi" denilir.

Bu ara dönemde İsrail oğullarının üzerine zayıflık ve güçsüzlük çöktü. İçlerinde masiyetler ve kötülükler yayıldı. Şeriatı zayi ettiler. Saflarına putçuluk girdi. Bundan dolayı da Yüce Allah, onların üzerine, kendilerine yakın toplulukları musallat etti. Bu sebeple de Amâlika, Aramiler, Filistinliler ve daha birçok toplulukla savaştılar. Bu düşmanlarına karşı yaptıkları savaşların çoğunu kazanamayıp yenildiler.

İbn Cerîr et-Taberi, Tarih’inde der ki: "Sonra İsrail oğullarının işleri karıştı. Aralarında günahlar ve hatalar çoğaldı.

Peygamberlerden öldürebildiklerini öldürdüler. Bunun üzerine Allah, onlara gönderdiği peygamberlerin yerine; onlara zulmeden ve kanlarını döken zorba hükümdarlar musallat etti. Yine onlara, bunlardan başka düşmanlar da musallat etti. Düşmanlarından biriyle dövüştüklerinde, yanlarında bir 'Misak-ı Tabut' bulunurdu. Ehli kitap, bu sandığı, 'Anlaşma Sandığı' (Ahd-ı Tabut) diye adlandırmıştı. Bu sandığın içerisinde, Tevrat'ın yazılı olduğu levhalar ile Hz. Mûsâ (a.s)'ın asası bulunmaktaydı. Nitekim şu ayeti kerime, buna işaret etmektedir:

"Peygamberleri, onlara: 'Tâlût'un hükümdarlığının alameti, Tabut'un size geri gelmesidir. Onun içinde, Rabbinizden size bir ferahlık ve sükunet, meleklerin taşıdığı, Mûsâ ile Hârûn ailesinin bıraktıklarından bir miktar bakiyye vardır. " (Bakara: 2/248)

İsrail oğulları, bu sandığın bereketi ile savaş kazanmayı umuyorlardı. Gazze ve Askalanlılarla yaptıkları bir savaşta, yenildiler. Bunun üzerine düşmanları, sandığı İsrail oğullarının ellerinden aldılar. Bu olay üzerine İsrail oğullarının hükümdarı, (sandığı kaybetmenin verdiği) üzüntüden öldü. İsrail oğulları, çobansız koyun sürüsü gibi ortada kaldılar. Nihayet Allah, onlara, peygamberlerden "Şamuyel" denilen bir peygamberi gönderdi. Kitap ehli, buna, "Samuel" demektedir...İsrail oğulları, bu peygamberden, düşmanlarına karşı savaşmak için kendi içlerinden birisini başlarına bir hükümdar tayin etmesini istediler. (Taberî, Tarîhu'r-Rüsûl vel-Mülûk, 1/472)

Yüce Allah, İsrail oğullarının işlerini Kur'ân-ı Kerîm'de bize şöyle anlatmaktadır:

"Mûsâ'dan sonra, İsrail oğullarından ileri gelen kimseleri görmedin mi? Ne yaptılar! Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: 'Bize bir hükümdar gönder ki, başımıza geçsin de Allah yolunda savaşalım' dediler. (Peygamber, onlara:) 'Size savaş yazılır da ya savaşmazsanız!' dedi. (Onlar da:) 'Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde neden savaşmayalım?' dediler. Üzerlerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir. (Bakara: 2/246)

Peygamberleri, Allah'tan gelen bir vahiy ile, onların üzerine, Tâlût'u hükümdar yaptı. Tâlût'u, onların üzerine hükümdar yapmasının sebebi, Tâlût'un güçlü bedeni ile bilgiye sahip olmasından dolayı idi. Fakat İsrail oğulları, Tâlût'un hükümdar olarak üzerlerine atanmasını kabul etmeyip peygamberlerine:

"Biz hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken, o, bize nasıl hükümdar olur?' dediler, (peygamberleri de onlara:) 'Allah, onu, sizin üzerinize seçti. Bilgi ve beden yönünden ona, sizden daha çok üstünlük verdi. Allah, mülkünü dilediğine verir, Allah, her şeyi kuşatır ve her şeyi bilendir' dedi. (Bakara: 2/247)

Tâlût, İsrail oğulları üzerine hükümdar olunca, Allah, İsrail oğullarının elinden çıkmış bulunan sandığı ona geri vermek suretiyle onu desteklemiştir...

Tâlût, güçlü ve kuvvetli bir ordu kurup düşmanları ile savaşmak için yola çıktı. Yolda giderken, önlerine bir nehir çıktı. Zor çöl yolculuğundan ötürü ordusu son derece susadığından onları imtihan etmek istedi. Bunun için ilk önce, bu nehirden, susuzluklarını gidermek için yalnızca bir yudum su içenin dışında su içmelerini yasakladı. Bu, Tâlût'un, ordusunun dayanıklılığını ve irade güçlerini ölçmek için yaptığı bir imtihan ve deneme idi. Yüce Allah, bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Tâlût askerlerle beraber (cihad için bulunduğu memleketten) ayrılınca: 'Biliniz ki, Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Ancak eliyle bir avuç içen hariç, kim ondan hiç tatmazsa, bendendir' dedi. İçlerinden pek azı hariç hepsi ırmaktan içtiler. (Bakara: 2/249)

Bu olay üzerine Tâlût ile birlikte sadece 319 kişi kaldı.

Süddi'nin ifadesine göre; askerlerin toplam sayısı 80.000 kişi idi. Bu kimseler, zayıf iradeli kimseler olmalarından dolayı geri döndüler. Çünkü Tâlût, onlarla birlikte düşmana karşı savaşmak istemedi. Putperest Filistinlilere karşı savaşmak için emrine uyan bu bir avuç insanı yeterli buldu. Düşman ordusunun komutanı, Câlût denilen insanları korkutan şiddetli zorba bir kimse idi. İsrail oğulları ondan korkup:

"Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak bir hiçbir gücümüz yoktur' dediler. Kendilerinin, sonunda Allah'ın huzuruna varacaklarını bilenler, kendi aralarında: 'Nice az kişiler vardır ki, sayıca kendilerinden çok olan topluluklara Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir' dediler. (Bakara: 2/249)

Câlût, (ilk önce) karşılıklı dövüşmek istiyordu. Karşısına, Hz. Ya'kûb'un oğlu Yahûzâ'nın soyundan gelen Dâvud adında küçük bir genç çıktı. Yalnız onun gibi yaşça küçük birisinin, savaş meydanına çıkması hiç hesapta yoktu. Çocuğu karşısın-da görünce, onu çok küçümseyerek:

- 'Geri dön. Çünkü seni öldürmeye acıyorum' dedi. Dâvud da, ona:

'Fakat ben seni öldürmek istiyorum' dedi...

Bunun üzerine ikisi arasında karşılıklı savaş meydana gelip Dâvud, Câlût'u öldürdü. Câlût'un ordusu, çok kötü bir şekilde yenildi. Böylece Dâvud (a.s), tam bir zafer kazandı. Yüce Allah bununla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Allah'ın izniyle Câlût'un ordusunu yendiler. Dâvud, Câlût'u öldürdü. Allah, Davud'a, hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi. Dilediği ilimlerden ona öğretti... (Bakara: 2/251)

Bu zamandan itibaren Dâvud (a.s)’ın adı, İsrail oğulları arasında yayıldı. Allah, İsrail oğullarını, önceki perişanlık ve zilletten kurtardı. Onun önderliğinde birçok zaferler kazandılar ve üstünlükler elde ettiler,

İsrail oğulları, Tâlût'un ölümünden sonra toplanıp hükümdar olması hakkında bu genç delikanlıya biat ettiler. Böylece daha yaşı, 30 bile değilken onlara hükümdar oldu... Halk arasında adaletle hüküm verir, hepsine eşit davranır, Tevrat'ın hükümlerini aynen uygulardı. Nihayet Yüce Allah, ona, vahiy yoluyla dört semavi kitaptan biri olan Zebur'u indirdi. (Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, 623-627.)