Hz. Dâvud (a.s)'a Karşı Yapılmış Büyük Bir Yalan

Bazı tefsirciler, senedi sağlam olmayan ve inanılması da caiz olmayan Ehli kitaptan gelene dayanarak bir kısım İsrâili rivayetleri tefsir kitaplarında nakletmekle çok çirkin bir hata işlemişlerdir. Çünkü bu rivayetler, hem Ehli kitabın saçmalıklarındandı hem de 'Peygamberlerin Masuiyeti' (Günahsızlığı) konusundaki Müslümanların akidesine ters düşmektedir.

İşte bu batıl hikayelerden birisi de, Hz. Dâvud (a.s)'ın, ordu komutanının hanımına aşık olması meselesidir. Hikayenin özeti şu şekildedir:

"Dâvud, evinin damında gezinirken, banyo yapan bir kadın görüp (aşık olup) şaşkınlıktan düşecek olmuş. Bu kadın, askeri komutanlarından 'Uriya' adında bir komutanının hanımı idi. Ondan kurtulup hanımıyla evlenmek istedi. Bu sebeple adamın eline bayrağı vermiş ve (ordunun) başına geçirip onu savaşa göndermiş. Askerlerine de, düşmanla karşılaştıkları sırada onu ön safta yalnız bırakıp ondan geride kalmalarını öğütlemiş. Bu vesileyle adam, öldürülmüş. Dâvud da aşık olduğu bu kadınla evlenmiş. (Tevrat E Samuel, il/2-27, 12/1-16)

Ehli kitap, Davud'un, kadının kocasının yokluğunda kadınla zina ettiğini, sonra da o adamdan kurtul(up aşığına kavuş)mak için böyle bir hileye başvurduğunu ve Süleyman'ın da aşık olduğu bu kadından doğduğunu iddia etmişlerdir. (Tevrat, 2. Samuel, 12/1-16)

Bu yüce peygambere karşı daha birçok saçma sapan yalan ve iftiralar ortaya atmışlardır. İşte bu hikaye de, Hz. Davud'a karşı uydurulmuş bir hikayedir...

Ehli kitabın kitaplarını okuyan kimseler, o kitapların içerisinde, peygamberlerin, büyük günah işlediklerine ilişkin birçok mesele bulur. Onlar, bu hikayeleri, kendi işledikleri suçları ve büyük günahları temize çıkarmak için uydurmuşlardır.

İbn Kesîr der ki: "Tefsircilerin birçoğu, bu hususta birçok hikayeler ve haberler anlatmışlardır. Bunların çoğu da, İsrâiliyyattır. Bir kısmı da, tereddütsüz uydurma ve yalandır.

Beyzavî de der ki: "Hz. Davud'un, Uriya'yı ordunun başına geçirip birkaç kez savaşa göndererek öldürttüğü ve böylece hanımıyla evlendiğinin söylenilmesi, kupkuru bir iftiradır. İşte bundan dolayıdır ki, Hz. Ali: 'Kim kıssacıların, Hz. Dâvud hakkında rivayet ettiklerini anlatırsa, ona, yüz altmış sopa vururum' demiştir. (B.k.z: Beyzavî, Tefsiru'l-Beyzâvî; Zemahşerî, Tefsir, 4/81; Râzî, Tefsir, 26/192)

Bu iftira ve yalan, bir Peygamber hakkında olduğu için ağırlaştırılmış bir iftira cezası (haddi kazif) dır. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'in anlattığı kıssanın içinde; Hz. Dâvud (a.s)'ın masumiyetini zedeleyen ve Ehli kitabın anlattığı iftira ve yalan ile ilgili herhangi bir bilgi asla yoktur.

Ne yazık ki bazı tefsirciler, bu İsrâiliyyat haberleri tahkik ve tespit etmeden (tefsirlerine) almışlardır... (B.k.z: Tabeiî, Tefsir, 23/146 vd; Suyuti, ed-Dürrü'I-Mensur, 5/300 vd; Taberî, Tarih, 2/563-566; İbnu'l-Esir, el-Kamil, 1/224-227; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/13; İbn Kesîr, Tefsir, 6/53)

Bazı insanların hakkında hataya düştükleri ayeti kerimeleri alıp araştırmacı tefsircilerin anlattıkları bir şekilde bu ayetlerin anlamlarını açıklayacağız.

Yüce Allah, Sâd Sûresinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Muhammed!) Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan ürkmüştü. (Onlar:) 'Korkma. Biz birimizin diğerine haksızlık ettiği iki hasım davacıyız. Aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme. Bizi, doğru yolun ortasına götür' dediler. (İçlerinden biri:) 'Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse, bir tek koyunum var. Böyle iken onu da bana ver deyip tartışmada beni yendi' dedi. Dâvud: 'And olsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarını gasp ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da, ne kadar az!' dedi. Dâvud, kendisini denediğimizi sandı da Rabbine mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi. (Sâd: 38/21-24)

Araştırmacı tefsircilerin kaydettiğine göre, olayın detayı şu şekildedir: Hz. Dâvud (a.s), yaptığı işleri günlere ayırmıştı; bir gününü ibadete, bir gününü (insanlar arasında meydana gelen problemler hakkında) hüküm vermeye, bir gününü vaaz ve irşada, bir gününü de kendisine ayırmıştı...

Halvet gününde, melekler, insan şeklinde odasının duvarını tırmanıp onun yanına girmişlerdi. (O gün) kapıda bir bekçi durup onun yanına girmek isteyenleri engellerdi. (İşte böyle bir günde) Hz. Dâvud (a.s), ansızın önünde bazı insanlar gö-rünce onlardan ürkmüştü. Onlar ise, ona:

"Korkma. Biz, aramızda bir dava olan kimseleriz. 'Birimiz diğerine haksızlık etti. Aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme.' (Sâd: 38/22) Yani hüküm verirken, haksızlık etme ve zulmetme. 'Bizi, doğru yolun ortasına götür' (Sâd: 38/22) Yani hakkın kendisine ki o da adalettir. (İçlerinden biri:) 'Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var.' (Sâd: 38/23) Bu da dişi koyundur. Burada dişi koyun sözü, kadından kinayedir. Çünkü onun yanında 99 kadın vardı. Benimse, bir tek koyunum var. Böyle iken onu da bana ver deyip tartışmada beni yendi' dedi. (Sâd: 38/23) yani münakaşada bana üstün geldi. Bunun üzerine Dâvud ona şöyle cevap verdi: 'And olsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlıkta bulunmuştur.' (Sâd: 38/24) burada o kişinin yaptığını çirkin görme ve açgözlülüğünü ayıplama vardır. Çünkü o kişi, 99 dişi koyunu(karısı) olduğu halde diğerinin bir dişi koyununu (karısını) kendisininkine katmak istemiştir. 'Dâvud, kendisini denediğimizi sandı.' (Sâd: 38/24) yani onu imtihan ettiğimizi bildi, inandı. 'Rabbine mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.' (Sâd: 38/24) yani Rabbine dönüp tövbe etti. Çünkü Hz. Dâvud (a.s) davalı kimsenin sözünü dinlemeden hızlı bir şekilde hüküm vermeye çalışmıştı. Bu ise, bir hak gaspıdır. Çünkü iki tarafın sözünü tam olarak dinlemeden hüküm vermek caiz değildir.

Olay, bundan ibarettir, Buna ilave edilecek bir şey yoktur. Çünkü Hz. Dâvud (a.s) kendisine gelecek herhangi bir kötülüğe karşı (korunmak için) Rabbine istiğfar etmişti. Zira Hz. Dâvud (a.s) mihrabı tırmanıp yanına giren kimselerin, kendisine bir zarar ve kötülük vereceklerini düşünerek, onları suikastçı zannedip öldürmeyi içinden geçirdi. Bu olayda Ehli Kitabın ortaya attığı iftira ve yalan ile ilgili herhangi bir şey yoktur. Bu olayda Hz. Davud'un, ordu komutanının hanımına sevgisi ve aşkı nerededir? Yine savaşta komutanını ordusunun başına geçirip öldürttükten sonra onun karısını ele geçirmek için planlar hazırlaması bu olayın neresindedir? Bu, çok büyük bir yalan ve iftiradır.

Biz ehli kitabın, kendi Resullerine ve nebilerine iftira atmalarına şaşmıyoruz. Biz, bazı Müslüman alimlerin, peygamberlere ilişkin bu tür İsrâiliyyat kaynaklı hikayelere ve iftiralara aldanıp bunlara, kitaplarında (gerçekmiş gibi) yer vermelerine ve hatta daha da ileri giderek bunları, Kur'an kıssalarından biriymiş gibi anlatmalarını garipsiyoruz. Bu masallar Peygamberlik makamındaki Hz. Dâvud (a.s)’a hiç yakışır mı? Çünkü Yüce Allah, Hz. Dâvud (a.s) hakkında:

"O, ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi, " (Sa'd: 38/30), "Yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır." (Sa'd: 38/25), ve "Ona, hikmet (peygamberlik) ve (hakkı batıldan) ayırt edici konuşma kabiliyeti vermiştik " (Sa'd: 38/20) buyurmuştur. (Bu uydurma iftira ile ilgili olarak b.k.z: M. Ali Sâbûnî, Safvetü't-Tefasir, 3/54)

Bundan daha garip olanı; Hz. Dâvud (a.s) hakkında buna benzer açık hikaye ve iftiralara Tevrat'ta rastlamamızdır. Çünkü Tevrat'ta Hz. Dâvud (a.s) ile ilgili yine şöyle bir iftira geçmektedir:

"Dâvud, putperest hanımlarının isteklerini yerine getirmek için put tapınağına girip orada dini ayinlere katılıyordu."

Derim ki: Alimlerin rivayetleri naklederken onların kaynağını araştırmaları özellikle de Ehli kitabın kitaplarında geçen İsrâili hikayeleri alıp anlatırken (naklederken)çok dikkatli olmalıdırlar. Çünkü Semavi kitapların içerisine tahrif ve bozulma girmiştir. Bu tür hikayelerin hepsi, temiz İslam’ın temiz akidesine aykırı olup batıl ve reddedilmiş haberlerdir. (Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, 631-635)