er-Rahman – er-Rahim
ER'RAHMAN: Rahmetten müştak olup, dünyada mü'min, kâfir bütün yaratılanlara rahmet ve merhamet eden nimet veren demektir.
Rahman ismi ise Allah isminden başka diğer bütün isimler gibi, ismi sıfat olmakla, Allah Teala’dan başkasına isim olarak verilmesi caiz olmayan has isimlerdendir.
Er'RAHİM:
Er'Rahim; Ahirette yalnız mü'minlere pek çok rahmet in'am ve ihsan eden, mü'minlere şevkat ve merhamet edip mazlumun hakkını zalimden alan demektir.
Bu iki isim, rahmet kökünden gelmedir, Rahmet (esirgeme) esirgenmiş bir varlığı gerektirir, ihtiyaçsız bir esirgenmiş ise kabili tasavvur değildir. İşte bu isimle, kast etmeden, murat etmeden muhtacın ihtiyacı, (ihtiyarı olmadan) karşılanır. Öyleyse muhtaç olan kişiye Rahim denemez!
Bir ihtiyacı karşılamak isteyen kimse, eğer o ihtiyacı karşılamaya gücü yettiği halde karşılamazsa ona Rahîm denmez, çünkü iradesi tamam olsaydı mutlaka o ihtiyacı karşılardı. Eğer ihtiyacı karşılamaktan aciz ise, içinde şefkat ve merhamet duygusu taşıdığından dolayı kendisine Rahim denebilir.. Lâkin ne var ki onun merhameti noksan sayılmış olur. Zira tam rahmet merhamet iyiliğin muhtaçlara izafesiyle ve onlara gerçekten istemesiyle mümkün olur. Umumî Rahmet (Esirgeme) ise, hak edene de, etmeyene de şamil olan bir merhamet (esirgeme) dir.
Allah'ın Rahmeti (Esirgemesi) hem tamdır hem de şümullüdür.
Tamdır: Çünkü muhtaçların ihtiyaçlarını gidermek istemiştir ve bizzat tam mânâsıyla gidermiştir...
Şümullüdür; Zira, O Rahmeti hak edene de, etmeyene de şamil olmuş, dünya ve ahirette duyulacak her türlü zaruret ve ihtiyaçları kapsamıştır... Şu halde mutlak ve gerçek Rahim (esirgeyici) O'dur!...
BİR İNCELİK:
Rahmet (esirgeme), merhamet eden kimseye arız olan hüzün verici bir duygu olmaktan hali değildir, Rabsa şüphesiz ki bu gibi şeylerden münezzehtir. Bu sebeple belki bunun rahmet anlamında bir noksanlık olduğunu sanırsın. Oysa bu; O'nun hakkında noksanlık değil, bilâkis kemâl (mükemmellik) dir.
Noksan değildir. Çünkü, Rahmetin (esirgemenin) mükemmelliği; semeresinin kemâliyledir. Muhtacın ihtiyacı tam manasıyla karşılanınca, esirgenen kişinin, asıl merhamet edenin elem duygusunda herhangi bir rolü olamaz. Merhamet eden kimsenin elem duyması, kendi şahsının za'afına ve noksanlığına delâlet eder. Muhtacın ihtiyacı gerçek mânada karşılanınca bu bir şey ifade etmiş olamaz.
Bunun esirgeme anlamında mükemmel olmasına gelince: Esirgeyici, hiç şüphe yok ki, kendi nefsinde duyduğu bu acıma hissini, muhtaç durumda olana yardım etmek suretiyle bertaraf etmek ister. Bu, her ne kadar zahiren ona noksanlık iras edeceği hissini verirse de, asıl gaye muhtaç durumda olan kişinin ihtiyacını karşılamaktır. Yoksa kendi vicdanî üzüntüsünü dindirmek değildir. Öyleyse, esirgeyici için böyle bir noksanlık kabil-i tasavvur değildir.
FAİDE:
RAHMAN (ismi) Rahim (isminden) daha hususilik ifade eder. Bu sebepledir ki, Allah’tan başkasına bu isim konamaz. Rahim ismi ise, Allah’tan başkasına da itlak edilebilir. Bu yönden Rahman ismi Allah'ın Âlem (Zat) ismi olan «Allah» ismine yakındır. Her ne kadar bu isim Rahmet kökünden gelme ise de gerçek budur. Bu sebepledir ki Cenab-ı Hak her iki ismi şu ayette bir arada zikretmiştir: «De ki: Gerek Allah diye ad verin, gerek Rahman diye ad verin, hangi adı verirseniz nihayet en güzel isimler onundur» (İsra: 110)
İşte bu yönden ve bir de sayılan Allah isimlerinde teradüfü önleme keyfiyetinden dolaydır ki, her iki ismin arasını ayırd etmek gerekmektedir. Rahman isminin ifade ettiği mâna Rahim isminin ifade ettiği manadan mutlaka farklı olmalıdır. Yalnız Ahiret saadetini vermek (Mü'minlere) anlamında olan Rahim isminden Rahman ismi şu bakımlardan farklıdır:
Rahman ismi icabında Allah insanları önce yaratmıştır, sonra mü'minleri imana ve mutluluk sebeplerine hidayet etmiştir. Daha sonra da onları ahirette mutlu kılmıştır. Dördüncü olarak da onları, kendi Cemal-i İlâhisini müşahade etmek şerefine nail ve mazhar etmiştir...
TENBİH:
Mü'minler bu isimden ne elde edebilirler?
Mü'minler bu isimden şunu elde edebilirler. Önce Allah’ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirirler. Böyle bir teşebbüste bulunduklarında şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih ederler. Asilere de merhamet gözü ile bakarlar, eziyet ve zulüm nazarı ile değil...
Mü'minin başlıca gayesi, insanlardan sadır olan her masiyet sanki kendi nefsinden sadır oluyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmak ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır.
Mü'minin «Rahim» İsminden istifade edeceği husus da şudur:
Gücü yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını karşılar, yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiçbir fakir bırakmaz. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile veyahut hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan kişilere baş vurmak suretiyle karşılar. Bu saydıklarımızdan aciz olursa, o zaman ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini paylaşır...
BİR SORU VE BİR CEVAP:
SORU:
Allah'ın Rahim ve Erhamerrahimin (merhamet edicilerin en merhamet edicisi) olmasının mânâsı nedir? Madem ki Rahîm, zarara uğramış, hasta, işkenceye maruz kalmış, belâ ve musibetlerle karşı karşıya gelmiş kişilerin imdadına koşup kurtarmaktır. Madem ki Hak Teala her belâyı, her fakr-ü zarureti önlemeye, her hastalığı bertaraf etmeye kadirdir. Öyleyse neden dünya hastalarla, muhtaçlarla doludur? Kullarını neden böyle işkenceler içerisinde kavranır bir halde bırakmaktadır?
CEVAP:
Bu suali bir misalle cevaplandıralım. Bir küçük yavruyu ele alalım, hastadır. Ameliyat edilmesi gerekmektedir. Annesi acıdığı için bir türlü onu ameliyat masasına, cerrahi müdahalede bulunacak operatöre teslim etmek istemiyor. Babacı ise ameliyat olmasında kararlı...
Cahil zanneder ki, anne babadan daha merhametlidir. Bak anne evlâdı için nasıl telâşlanıyor ve ameliyata kıyamıyor, der. Akıllı kişi ise hiç de böyle düşünmez. O, babanın daha merhametli olduğuna inanır. Çünkü baba onu devamlı sancıdan kurtaracak.. Bunun için de muvakkat acılara tahammül etmesine göz yumacaktır..
Çünkü az ve geçici acılar sancılar ilerde gerçek sıhhate vesile olacaksa nazar-ı itibare alınmaz. Onlara kötü hazar ile bakılmaz. Bilâkis iyidir gözü ile bakılır. Çünkü onlar iyiye bais olacaklardır.
Rahim (merhamet edici) ye gelince, hiç şüphe yok ki, merhamete muhtaç olan kişiye merhamet etmek ister... Sonra varlık aleminde hiçbir şer yoktur ki «Hayrı» içinde bulundurmasın. Şer, büsbütün ortadan kaldırılmış olsaydı, içinde bulundurduğu hayrı da beraberinde alıp götürecekti, içinde bulundurduğu hayırla beraber ortalardan kaybolmasıyla şüphe yok ki daha büyük şerler ve zararlar ortalığı dolduracaktı...
Mikrop kapmış bir eli düşünelim. Bu eli kesmek, zahiren her ne kadar kötü görünürse de, bütün bedenin selâmeti gibi büyük bir mutluluğa vesile olacağından onda sonsuz hayırlar gizlidir. Çünkü eli öyle kendi haline terk etmek bütün bedenin helâkına sebep olur. Böylelikle şer, olduğundan daha da zararlı ve yaygın bir hal alır. Şu halde bütün bedenin selâmeti için bir elden olmak şer değil, bilâkis hayrdır. Eli kesmek bizzat bedeni kurtarmak için murat edilmiştir. Elin kendi uzviyetini kurtarmak için değil de bedenin selâmeti için kesilmiş olması, asıl gayenin eli değil de bedenin kurtulması olduğunu ortaya çıkarmıştır. Netice olarak her ikisi de iradede yer almıştır. Ancak şu farkla; birisi kendi zatı için arzu edilmiş, diğeri ise başkasını kurtarmak için istenmiştir. Kendi zâtı için murat edilen, her zaman için başkası için murat edilenden önce gelir. Bu sebeple Cenab-ı Hak «Rahmetim gazabımı geçti» buyurmuştur. (Bu Hadis-i Kudsi Müslim'dedir.)
Şimdi bu Kudsî Hadisi inceleyelim: Allah'ın gazabı, şerri murat etmesidir. Çünkü şer de (kötülük de) O'nun iradesiyle meydana gelir.
Rahmeti ise Hayrı (iyiliği) murat etmesidir. Hayır da onun iradesinin bir neticesidir. Lâkin hayrı, bizzat hayrın kendisi için murat etmiştir. Şerri, bizzat kendisi için değil, içinde bulundurduğu (insanlara meçhul ve kapalı olan) hayr için murat etmiştir. Demek ki, şer (kötülük) bizzat kendisi için maksud değil, içinde sakladığı hayır için kast edilmektedir. Şu halde hayr, kendisine vusul için bazı arazları gerektirmektedir.
Böyle, olan bir şey, rahmete engel olabilir mi hiç? Şimdi içinde hiç bir hayır saklamayan bir şer aklına gelirse veyahut hayrı şerde değil de başka yönden tahsil edilmesi mümkündür dersen, o zaman bu iki vehmi sana ilham eden aklını suçla! (Neden mi?)
Şerrin içinde hayır yok demen, daha doğrusu böyle bir hükme varman, idraki dar aklının gerçek marifete nüfuz edememesinden ileri gelmektedir. Çünkü sen böyle düşündüğünde, ya ızdıraptan kurtulmak için ameliyatı kötü ve tehlikeli gören sabi, veyahut da maktulün ölümünü şer kabul ettiği için kısasla öldürülen kişinin idamını şer kabul eden kimse gibi olursun. Ahmak kısasta olan umum menfaati, insanlığın selâmet ve saadetini düşünememiştir. Tek şahısta görülecek bir şer'in kaldırılmasıyla, umumun hayrına vesile olacak genel bir hayra tevessülün sırtını anlayamamıştır. O öyle düşünüyor veyahut öyle olmasını istiyor diye hayır olan şey ihmal edilir mi hiç? «Hayrı şerrin dışında tahsil etmek mümkündür.» gibisinden aklını kurcalayan vehme gelince. Bu da ince, her aklın idrak edemeyeceği gayet muğlak bir keyfiyet arz etmektedir. Zira her muhal veya mümkün olan şeyin imkanlılığı veya imkânsızlığı, ne bilbedahe ne de azıcık bir düşünce bir nazarla anlaşılmaz, bilâkis bu, derin ve geniş düşünceleri gerektirir ki, birçok kimselerin içinden çıkabileceği iş değildir bu...
Öyleyse bu iki vehmi sana ilham eden aklını suçla da Allah'ın merhamet edicilerin en merhamet edicisi olduğu ve Rahmetinin de gazabını geçtiği hususunda asla tereddüde kapılma. Şerri murad eden kimse hakkında, bunu bizatihi şer için murad ediyor, öyleyse o, Rahmet ismine müstahak değildir diyerek şüphecilik yollarını arama!
BEYİT:
«Eğer diriye çağırsaydın mutlaka duyururdun; lâkin ne yazık ki çağırdığın kişide hayat yoktur!...»
Bu birçok kimselerin düşündüğüdür. Onun için böyle bir açıklamada bulundum, Yoksa Allah'ın kader hakkındaki sırra vakıf olan kardeş bu söz sana değildir. Sen zaten bu gibi açıklamalara ve tembihlere muhtaç değilsin.