El-Mütekebbir

EL'MÜTEKEBBİR El'Mütekebbir, büyüklük ve azamet kendine mahsus olandır. Hadisi kudsisinde Cenab-ı Allah: Büyüklük ve ululuk bana mahsustur. Onlara ortaklaşmaya yeltenenleri nari cehenneme atarım, buyurmuştur.

O zatına nispetle herkesi hakir gören, azamet ve kibriyayı ancak kendi nefsine lâyık gören, başkalarına meliklerin kölelere karşı takındığı bir nazar misali bakandır.

Bu bakış ve görüş doğru ise (gerçeğe muvafık ve vakıa mutabık ise) tekebbür de doğru ve sahibi gerçekten mütekebbir olmuş olur. Ne var ki bu nitelikteki isim kayıtsız şartsız ancak Allah’ındır.

Eğer bu büyüklenme ve böbürlenme batıl ise, yani göründüğü gibi değilse, o zaman tekebbür boş ve üstelik mezmum olur. Her kim, kendini başkalarından üstün görüp de kibirlenirse onun bu davranışı boş ve mezmumdur. Çünkü büyüklük azamet ancak ve ancak Allah'a mahsustur.

TENBİH:

Kullardan gerçek manada mütekebbir, zahid ve arif olandır.

Arifin zühdü ne demektir? Onun manası nedir?

Mânası, kendisini o ulvi düşüncesinden ve yüce sırrından alıkoyacak yaratıklardan tahliye etmesi, Allah'tan başka her şeyden kendisini üstün görmesi, dünyayı - hattâ - ahireti küçümsemesi, kendisini Hak'tan ırak edecek her şeye sırt çevirmesidir. İşte Arifin zühdünün mânâsı budur.

Arif olmayanın zühdü; bir nevî alışverişten ibarettir. Ahiret metaını dünya metaı ile satın alır. Veresiye alışverişteki kâr ve kazanca tama ederek peşin alış verişi terk eder. İşte buna selem ve mubayaa derler.

Yemek ve kadın şehvetlerinin köleleştirdiği kişiler, gerçekten hakirdirler. Hiçbir zaman gerçek mânada mütekebbir olamazlar. Çünkü gerçek mânada mütekebbir, her şehveti hakir gören, hayvanların bile nasibi olan her zevke sırt çevirendir.