El-Alim

EL'ALİM El'Alim, gizli ve aşikâr, her şeyin iç ve dışını, ilk ve sonunu çok iyi bilendir. El'AIim ismi şerifinin kıraatine devam edenin kalbi, nur, ilim, ziya ve irfanla dolar. Zihni ve fikri açılır.

Bu ismin mânası açıktır. Bunun kemâli; her şeyi tam mânasıyla bilmekle, yani dışını, içini, inceliğini, açıklığını, önünü, sonunu, başlangıcını ve bitimini bilmekle olur.

Bu açıklanması bakımından, malûmat (bilinen şeyler) den istifade edilmiş değil de malûmatın kendisinden istifade edilmiş olması gerekir. Aksi halde o ilme tam ilim denilemez.

TENBİH:

Alim vasfından kulun nasibi malûm. Lâkin onun ilmi ile Allah'ın ilmi üç hususta ayrılır:

1 — Malumat (bilinenler) in çokluğunda. Kulun malûmatı (bildikleri) ne kadar çok olursa olsun yine de mahduttur, azdır. Namütenahi ilimler nerde, o (kul) nerde?

2 — Kulun bilmesi veya anlayışı, her ne kadar vuzuh bulsa da, asıl gayeye vasıl olamaz. Bil'âkis onun eşyayı müşahade etmesi, ince bir perdenin ardından görmesi gibi bir şeydir. Keşif derecelerindeki farkı inkâr edemezsin. Sabahın alaca karanlığıyla günün ortasındaki aydınlık bir olabilir mi?

3 — Allah’ın ilmi, eşyadan istifade edilmiş değildir, bilâkis bütün eşya onun ilminden istifade edilmiştir. Kulun eşyayı bilmesi, eşyaya tabidir ve onun sayesinde meydana gelmiştir.

Bu söz aklını kurcaladı ise, satranç öğrenen kişinin ilmi ile asıl satrancı bulan kişinin ilmini bir karşılaştır. O zaman, satrancı bulan kişinin satrancın vücuduna (varlığına) sebep olduğunu, satrancın varlığı da öğrenen kişinin bilgisine sebep olduğunu anlamakta güçlük çekmezsin. Şu halde satrancı bulan kişinin ilmi, satrançtan önce gelmiştir. Santrana öğrenen kişinin bilgisi bu yüzden gecikmiş ve sonra elde edilmiştir. İşte Allah'ın ilmi de böyledir. Eşyadan öncedir, eşyanın varlığına sebep olmuştur.

Bizim ilmimiz ise, bunun aksine eşyadan sonradır.

Kulun ilim sayesinde elde ettiği şeref; ilmin, Allah sıfatlarından oluşu sebebiyledir. Lâkin en şerefli ilim, malûmu (bilineni) en şerefli olandır. Bilinmişlerin en şereflisi şüphe yok ki, Allah-ü Zülcelâl’dir. Bunun için marifetullah, marifetlerin en efdali olmuştur. Hattâ sair eşyayı bilmek de Allah'ın işlerini bilmeye yahut kulu Allah'a yaklaştıracak yolu bilmeye ya da marifetullah'a ulaştıracak herhangi bir hususa sebep veya vesile olduğu için şeref sayılmıştır. Bunun dışında kalan her bilgi bu kadar şerefi haiz değildir.