el-Latif

EL'LÂTİF: El'Lâtif, en ince işlerin bütün inceliğini bilen. İnce, gizli ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştırandır.

Bu isme ancak, maslahat ve menfaatlerin gizli tasarruflarını, herkesin anlayamayacağı inceliklerini bilen ve o menfaatleri yumuşak bir eda ile hak edenlere ulaştıran müstahak olur. Fiilde rıfk (yumuşaklık), ilimde lütuf bulunursa işte lütfun manası tamamlanmış olur. Gerek fiil ve gerekse ilimde bunun kemâli (Mükemmel olması) ancak Allah için mevzubahis olabilir.

İnceliklere, ince olandan daha ince olan şeylere Allah'ın vukufu bilinen bir şeydir. İzaha lüzum yok. Gizli ve kapalı olan hususlar, O'na göre apaçık meydanda olan hususlar gibidir. Arada en ufak bir fark yoktur.

Yaptığı işlerdeki rıfkı ve lütfuna gelince, bu da sonsuzdur. Allah'ın fiillerindeki rıfk ve lütfunu ancak, Allah'ın yaptığı işleri tam manasıyla bilen kişi bilir. Bizde o bilgi nerede?

Cenab-ı Hakk'ın bu isminin (Lâtif İsm-i Celîl'inin) manasını kul, yukarıda arz ettiğimiz gibi, ancak bilgisi miktarınca anlayabilir.

Bunun izah ve şerhi de hayli vaktimizi alacağı gibi, büyük ciltli kitaplara da sığdıramayız. Onun için bazı önemli yerlerine işaret etmekle yetineceğiz:

Allah'ın lütuflarından birisi de, anne karnında çocuğu karanlıklarda yaratması, onu (bir zarar gelmeden) koruması, doğuncaya kadar, gıdasını göbeği vasıtasıyla almasını temin etmesi, doğduktan sonra ağzı ile yemesini öğretmesidir. Ona o ilhamı vermeseydi çocuk doğar doğmaz annesinin memesini emmeyi nasıl ve nereden bilecekti?

Çocuk gecenin zifirî karanlığında doğsa bile yine memenin yerini bulup emer.

Kuluçkadan yeni çıkan civcive yerden taneleri toplama ve yeme kabiliyetini kim ihsan etmiştir?

Belirli bir zamana kadar, rahatça meme emebilmesi için, yavrunun ağzını dişsiz yaratan, sonra rahatça yemek yiyebilmek ve yediğini serbestçe öğütebilmek için inci gibi dişleri ona takan kimdir? (Bunlar hep Allah'ın birer lütfu ve ihsanı değil de nedir?)

Ağızdaki dişlerin taksimatına dikkat ettiniz mi hiç?

Bazıları, rahatça öğütebilmek için geniş, kimisi kırmak için azı olarak, kimisi de kesmek için sert ve keskin olarak yaratılmıştır! (Bunlar kimin lütfudur?)

En büyük gayesi konuşmak olan dilin bile yemekteki faydası akla durgunluk verecek niteliktedir.

Ağzımıza aldığımız tek bir lokmayı inceleyecek olursak, onu ne kadar rahatlıkla aldığımız hemen anlaşılır. Ya onun meydana gelmesindeki çalışmalar: O, önce ekilmiş, sonra biçilmiş, daha sonra öğütülmüş, pişirilmiştir.

Bunlar zor şeyler değil mi? Ya yemesi? (İşte bunda bile Allah'ın lütfunu görmek güç değildir.)

Demek ki, Allah, tedbir ve takdir bakımından Hakim (Her şeyi yerli yerine yaratan mutlak hikmet ve hüküm sahibi olan), onları meydana getirme yönünden Cevat (ziyadesiyle cömert), onları tertip etme bakımından Musavvir (şekillendirici), her şeyi yerli yerine koyması cihetinden Adl (Âdil), rıfk ve mülâyemetin en ince cihetlerini terk etmeksizin kullarına lütufta bulunması bakımından da Lâtif'tir.

Allah'ın fiillerini tam anlamıyla bilmeyen insanoğlu, bu isimlerin anlamlarını hakkıyla nasıl bilebilir?

Allah'ın kullarına karşı lütuflarından birisi de; onlara, güç ve takat getirmedikleri herhangi bir vazifeyi yüklememesidir.

Yine Allah'ın lütfu icabıdır: Kısa bir ömür içinde onlara ebedî saadeti elde etmek imkânına kavuşturmuştur.

Tertemiz ve taptaze süt, çok değerli ve kıymetli cevherler, bal ve ipek gibi insanların faydalandıkları şeyler nereden gelmiştir düşündünüz mü?

Ya insanın, tiksinti duyulan bir nutfeden meydana gelişine ne buyurulur? Mebdei bu olan insanoğlunun, ilim, marifetle teçhiz edilmesi, emanetin ona yükletilmesi, semavat ve melekûtunun ona gösterilmesindeki sır ve hikmet, gerçek manada düşünülüp incelenirse, bütün bunların Allah'ın sayılmayacak kadar çok olan lütuflarının birer parçası olduklarını anlamakta güçlük çekilir mi?

TENBİH:

Bu isimden kul şunu elde edebilir:

Allah yoluna çağırırken, Allah’ın kullarına karşı gayet yumuşak davranır, onlara karşı şiddet tavırları takınmaz, taassup yolunu seçerek onları rencide etmez, hakkı kabul ettirme, doğru olana ikna etme usullerinin en iyisini seçer.

Lütuf usullerinin en iyisi, salih amel, Allah'ın rızasına uygun hareketlerle, tam bir ihlâs içinde Hakk'a koşmaktır. Bu, süslü lâfızlar söylemek ve lâf ebeliğini yapmaktan daha iyi ve daha tesirlidir.