El-Azim
EL'AZİM: El'Azim, akıl ve hayalin düşünemediği, gözün göremediği kadar, sonsuz büyük ve azametli olandır.
Şunu iyi bil ki: (Azîm) kelimesi ilk vazedildiğinde, cisimlere itlak edilip şöyle denilmiştir:
Bu cisim büyüktür. Şu cisim bundan daha büyüktür. Cisimlere göre tabiî. Büyük olan cisme büyük, ondan daha büyüğü görüldüğünde onun hakkında daha büyük cisimdir, tabiri kullanılmıştır.
Sonra bu büyüklük, gözün çevreleyebileceği kadar olur, çevrelemeyeceği kadar olur. Yer, gök gibi.
Meselâ bir fil için (Fil büyüktür, bir dağ için de bu dağ büyüktür) deriz ve göz onun büyüklüğünü çevreleyebilir. Ama yer (dünya) büyüktür dediğimizde göz onu ihata edemez. Gök de öyle. Çünkü bunlar gözlerin göremeyeceği kadar büyüklüğe sahiptirler.
Sonra gözlerin görüp idrak ettiği şeyler de kısım kısımdır. Akılların künhünü (Hakikatini) idrak edebilecekleri vardır, idrak edemeyecekleri vardır.
İşte akılların künhünü idrak edemeyeceği, bütün büyüklerin ötesinde olan en büyük, ihatası imkânsız olan Mutlak Büyük Allah'tır. Bunun açıklaması birinci bölümde geçmiştir.
TENBİH:
İnsanlar arasında bu sıfata haiz olanlar, Peygamberler ve âlimlerdir.
Kişi, bunlardaki büyüklüğü bilmiş olsa, onların heybetinden kalbi titremeğe başlar, sinesine sığmaz olur.
Ümmetine karşı Peygamber, müridine, karşı şeyh, talebeye karşı hoca büyüktürler. Ne yazık ki, bazı kısa görüşlü olan insanlar bir türlü bunu kabul etmemektedirler.
Eğer büyüklükte ümmet peygambere, mürid şeyhe, talebe de hocaya eşit olsaydı büyüklüklerinin manası kalmazdı.
Allah’tan başkasına izafe edilen her büyüklük hiç şüphe yok ki, küçüklüktür. Çünkü o (insan) mutlak azîm değildir. Ancak kendisinin dününde (kendinden aşağı) olan kişilere izafetle (nispetle) büyüktür.
Allah'ın büyüklüğü böyle mi ya? O, mutlak azîmdir. (Kayıtsız şartsız büyüktür), O'nun büyüklüğü izafet tariki ile değildir.