El-Kebir

El'KEBİR: El'Kebir, kibriya sahibi pek büyük olan demektir.

O, kibriya sahibidir. Kibriya; zatın kemalinden ibarettir. Kemâl-i zat ile varlığının mükemmel olmasını kastediyorum. Varlığının mükemmel olması iki şeye bağlıdır:

1 — Ezel ve ebed bakımından devam etmesi... Her varlık ki, önü veya sonu kesiktir o, nakıstır. Bu sebepledir ki çok yaşamış insana şöyle derler:

O, büyüktür, yani yaşı büyüktür. Çok yaşamıştır. Ona azimüşşan (azîm bir yaşa sahip) denilmez. Zira (Kebîr = büyük) kelimesi ile (Azim = büyük) kelimesi ayrı ayrı yerlerde kullanılır.

Hayatı mahdut olan bir yaratık, biraz fazla yaşamakla (kebîr) vasfına lâyık olursa, varlığının evveli ve sonu olmayan bir varlığın kebir olması pek tabiîdir ki evlâdır...

2 — Onun vücudu (varlığı) öyle bir varlıktır ki, bütün varlıklar ondan meydana gelir.

Kendi nefsinde varlığı tamam olan, kâmil ve kebir olursa, bütün mevcudatın kendisinden sudur ettiği O yüce varlık hayli hayli kâmil ve kebir olur.

TENBİH:

Kullardan bu vasfa lâyık olanlar, olgun kimselerdir ki, bunlar ahlâk bakımından herkese örnek olurlar. Kimle otururlarsa ona maddî ve manevî yönden faydaları dokunur. Evet kulun kemâli (olgunluğu) aklı, veraı ve ilmi ile ölçülür.

Kullardan büyük o kimsedir ki, alîm, muttaki olduğu gibi halkı da irşat eder. Etrafa saçtığı ilmi ve feyizleri ile herkese örnek olur.

Hazreti İsâ (A.S.) buyurmuştur:

«İlmi ile amel eden âlimi sema melekûtunda Azim (büyük) diye çağırırlar.»