El-Hasib

EL'HASÎB: El'Hasîb herkesin yaptığı işlerin hesabını bilen. Ahirette hesaba çeken. Ceza veren ve tevekkül edenlere de yetendir.

Bu, kâfi (yeterli) anlamına gelmektedir. Allah-ü Teâlâ herkese ve her şeye kâfidir (yeterlidir). Bu öyle bir vasıftır ki, hakikî anlamı, Allah’tan başkası için katiyen düşünülemez.

Çünkü kifayet (yeterlik) Mükeffinin (yeterlik sahibinin) varlığını, varlığının devamını, varlığının kemâlini gerektirir.

Varlık aleminde, Allah’tan başka, yalnız başına her şeye kâfi gelecek bir varlık var mıdır?

Allah hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmadan yalnız başına her şeye yetmektedir. Eşya ancak onun sayesinde vücut bulmakta ve devam edebilmektedir (belirli bir zamana kadar).

Sen yemeğe, suya, yere, göğe, güneşe muhtaç olduğun zaman, sakın ondan başkasına muhtaç olduğunu sanmayasın! Çünkü bunları sana veren O'dur! Zira yemeği, suyu, göğü, yeri ve güneşi senin menfaatin için vücuda getiren O'dur.

Sonra yavrunun annesine muhtaç olduğunu görerek, onun Allah'a muhtaç olmadığını da sakın aklının köşesinden geçirmeyesin! Onu her şeyden önce düşünen yine Allah olmuştur. Zira annesini, annesinin memesindeki sütü, annesinin ona karşı olan sevgi ve şefkatini yaratan O'dur! Kifayet bu sebeplerle tezahür ediyorsa muhakkak ki, bu sebeplerin yaratıcısı yine O'dur!

Şimdi aklını belki şöyle bir husus kurcalayabilir: «Çocuk anneye muhtaçtır. Çünkü Anne ona süt vermektedir. Süt annenin memesinden gelme itibarı ile annedendir. Öyleyse çocuğun anneden başkasına ihtiyacı yoktur. Annesi ona kâfi gelmektedir.» Aklını kurcalayacak böyle bir şey karşısında uyanık olmalısın ve şunu iyi bilmelisin ki: Süt, anneden değildir... Bilâkis o ve anne Allah’tandır, yani Allah'ın lütfundan ve ihsanındandır. Allah’ın lütfu olmasaydı o anne o sütü nerden bulacaktı? Hatta o anne nereden olacaktı?

Öyleyse yalnız başına her şeye yeten ancak ve ancak Allah’tır.

Eşyalar her ne kadar zahiren birbirlerine bağlı iseler de hemen hepsi aslında Allah'ın kudretine bağlıdır.

TENBİH:

Kulun bu vasıfta hiçbir nasibi yoktur. Ancak belki uzak bir ihtimal ile mecazî anlamda ve ilk görünüşte, işin derinine dalmadan onun rolü olduğu sanılabilir.

Mecazî anlamda, çocuğuna bakması, hoca ise talebesine öğretmesi bakımından, onların bu bapta yeterli oldukları, çocuk veya talebenin onlardan başkasına muhtaç olmadıkları anlaşılır; fakat aslında tam manasıyla yeterli olan Allah'tır, kul bir vasıtadır.

Allah, anneye veya babaya güç, hocaya da ilim vermeseydi, anne ile baba çocuğu nasıl bakacaktı, hoca da talebesine dersi nasıl verecekti?

Çocuğa bakmak için anne bir yere ve bazı şeylere muhtaçtır. Hoca da ilmini unutmamak için akla ve zekâya, istidat ve kabiliyete muhtaçtır. Allah böyle midir ya? O mekândan ve insanlar için tasavvur ve tahayyül edilen her türlü yer ve sıfatlardan münezzeh ve müberradır. Çünkü yapılan işin yaratıcısı O'dur. O işe mahal teşkil eden yerin de yaratıcısı şüphe yok ki, yine O'dur! Yerin o işi kabul etmesi için, lâzım gelen şartların da yaratıcısıdır. Lâkin ilk bakışta akla o işi yapan gelir, başkasını düşünemez. O işi yapan kişi onun sahibi ve kâfi (yeterli) si olduğunu zanneder. Oysa durum, hiç de zannedildiği gibi değildir.

Evet, kulun bu vasıftan nasibi şu olabilir:

O, Allah’tan başka hiçbir şey düşünmez, Allah'ın ona yeterli olduğunu anlar ve ona göre amel eder. İbadet ettiği zaman, Allah'ın cenneti için değil de bizzat Allah için, günahtan çekindiğinde de azaptan korktuğu için değil de bizzat Allah yasak ettiği için çekinir ve devamlı olarak Allah'ı düşünür.

Allah, ona celâlini gösterdiği zaman, «işte bu bana yeter; bundan başka bir şey istemem», der.