El-Hakk

El-HAKK: El'Hak, varlığı değişmeden duran, ahirette de hakkı bâtıldan ayıran, hak sahiplerine, haklarını alıverendir.

Bu, Bâtıl'ın karşılığında olan bir isimdir. Eşya zıtları ile açıklanır.

Verilen her haber ya mutlak batıldır yahut da mutlak Haktır. Yahut da bir yönden Hak, bir yönden batıldır.

Mümteni bizatihi (olan) mutlak batıldır. Vacib bizatihi olan mutlak haktır. Mümkün bizatihi Vacib, biğayrihi (olansa) bir yönden haktır, diğer yönden bâtıldır.

O, zatı bakımından varlığı olmadığı için batıl; başkasından dolayı varlık kazanması bakımından ise Haktır. «Onun Vechinden başka her şey helak olucudur.» Ezel, ebed bakımından bu böyledir. Çünkü ondan başka her şey zatı itibarı ile varlığa müstahak değildir (yani varlığı kendinden değildir.) Lâkin bir bakıma (onun cihetinden) varlığa hak kazanmıştır.

Böyle olan şey ise, bizatihi bâtıldır; biğayrihi Haktır.

İşte hakiki Hak, her hakikatin kendisinden alındığı bizatihi Hak olandır. Mutlak Hak budur!

Aklın müsadif olduğu ma'kule, mevcuda mutabakatı bakımdan Hak denilmiştir. Çünkü ona zatı itibârı ile mevcud demektedir. Onu idrak eden akla izafetle de Ona Hak denilmiştir.

Öyleyse Hak olmak itibarı mevcudattan buna en fazla hakkı olan şüphesiz ki Allah'tır. Marifetlerin en doğrusu da marifetûllahtır. Çünkü O, kendi nefsinde Haktır, Ezelen ve ebeden malûma mutabıktır. Bu, başkasının varlığını bilmek gibi değildir. Çünkü bu, o başka var oldukça var olur. Yok olunca o inanç Bâtıla dönüşür. Çünkü O, mutekidin zatı için doğru bir itikad olmamıştır. Zira O, bizatihi değil de liğayrihi mevcuttur.

Bu Hak (doğru) kelimesi sözler hakkında da kullanılarak, (Hak söz, boş söz) denilebilir.

Şu halde en doğru söz: (Lâ ilahe illallah) kavlidir. Çünkü bu söz, ezelen, ebeden bizatihi doğrudur.

Öyleyse Hak, ayandaki varlığa, zihinlerde ki varlığa (ki o, marifettir) dilde olan varlığa (ki o konuşmaktır) itlak ediliyor.

Hak olmak itibarı ile eşyanın en ahakki, vücudu (varlığı) bizatihi ezelen ve ebeden sabit olan, marifeti ezelen ve ebeden doğru olan, varlığına yapılan şehadetin ezelen ve ebeden doğru olandır.

Bütün bu saydıklarımız, hakiki varlığın (Allah’ın) Zâtına mahsustur, başkasına değil.

TENBİH:

Bu isimden kulun hazzı şu olmalı:

Her şeyden önce kul, kendini bâtıl (boş) saymalı ve bilmelidir ki, Allah'tan başka hiçbir varlık Hak (Gerçek) değildir. Kul her ne kadar gerçek ise de o, kendi nefsi ile gerçek değil Allah'ın sayesinde Allah'ın izni ile gerçektir. Çünkü o, onunla mevcuttur, (Allah onu yarattığı için var olmuştur), Zâtı ile mevcut değildir (yani varlığı kendinden değildir.) Çünkü kendi bizatihi boştur. Allah onu halk etmeseydi mevcut olmayacaktı...

Bu sebepledir ki, «Enel-Hak» diyen yanılmıştır. Ancak iki te'vil onu kurtarabilir:

1) Bu sözü ile kendisi Hak tarafından yaratılmış olduğunu kasd etmesi ki, bu tevil uzak bir ihtimaldir. Çünkü lâfzın bu mânâ ile uzak veya yakından hiçbir alâkası yoktur. Sonra bu, kendisine has olan bir şey değildir. Çünkü Allah’tan maada bütün her şey Allah tarafından yaratılmıştır.

2) Daima Hakla beraber olmak. Öylesine onunla olmak ki, ondan başka hiçbir şeyi gözü görmez!

İnsan, bir şey uğrunda kendisini gayp ederse yani kendini ona tam mânasıyla verirse sanki o şey haline gelmiş olur. Şairin sözü gibi:

«Ben sevdiğim kişiyim sevdiğim kişi de bendir.» Ehli Tasavvuf, mevcudiyetleri bakımından kendilerini yok görünce, lisânlarında Allah'ın isimlerinden biri olan (Hak) lâfzı dolaşmağa başlamıştır.

Kelâm ehli, ef'alle istidlali çok ileri safhaya götürdükleri için, lisânlarından umumiyetle Allah'ın El-Bari ismini dolaştırmışlardır.

İnsanların çoğu O'ndan başka (Allah’tan başka) gördükleri şeyle Allah’ın varlığını ispata çalışırlar: «Onlar, (Allah’ın) göklerde ve yerdeki o muazzam mülkü saltanat (ın) a, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye, belki ecellerin yaklaşmış olduğuna da hiç bakmadılar mı? Artık bundan sonra hangi bir söze inanacaklar ki? (A’raf:185)

Sıddîkler Ondan başka hiçbir şey görmezler onun için ona, yine onunla istişhad etmeye çalışırlar «Rabbinin her şeye şahit olması sana kâfi değil mi?» (Fussilet:53)