el-Batin ez-Zahir
EL'BATIN: El-Batın, kibriyası ile insanların gözüne görünmeyen ve gizli olandır.
EZ'ZÂHİR: Ez'Zâhir, varlığı kudretiyle aşikâr olandır.
Bu iki vasıf da muzaflardandır: Zahir, bir şeyin batını olur. Bir şey, aynı yönden hem zahir hem batın olamaz.
İdrake izafetle bir yönden zahir ve diğer yönden bâtın olur. Şu halde zuhur (açıklık) butun (gizlilik) idraklere izafetle kabili tasavvur oluyor.
Allah, his ve hayâl idraklerinin gücü ile aranacak olursa batın, istidlal tarikini elde eden akıl ve mantık gücü ile aranacak olursa zahirdir.
SORU:
Hislerin idrake izafetle batın oluşu açıktır, izaha lüzum yok.
Akıl için zahir oluşu meselesine gelince, anlaşılması biraz güç. Çünkü zahir (açık) olan herhangi bir şeyi herkes görür. Onu idrak etme babında halk arasında fikir ayrıldığı olmaz. Bu ise, insanlar arasında ihtilâf konusu olmuştur. (Zira ona, inananlar bulunduğu gibi inanmayanlar da olmuştur.)
CEVAP:
Şüphesiz O, zuhurunun şiddetinden hafi (gizli) olmuştur. Onun zuhuru, batınının (hafi olmasının) sebebidir. Nuru ise, nurunun perdesidir. Haddini aşan her şey zıddı üzerine in'ikas eder. Bunu bir misâl vermeden anlayamayacaksın, galiba. İşte sana misal:
Bir kâtip tarafında yazılan bir kelimeye baktığın zaman, o kelime ile onun âlim, Kadir, Semi', Basîr olduğuna istidlal eder ve ondan yakın elde edersin.
Çünkü bu sıfatlar (nitelikler) onda bulunmuştur. Tek bir kelime, kâtibin varlığına, onun gören, gücü yeten, duyan ve yaşayan bir varlık olduğuna delâlet ederse göklerde, yerde bulunan, gezegenler, güneş, ay, hayvan, bitki gibi varlıklar, kendilerini meydana getirecek ve idare edecek bir varlığa delâlet etmez mi?
Hatta insan, yalnız kendi varlığını incelese bile, kendisinin bir yaratıcısı, idare edicisi olduğunu hemen idrak eder.
Eşya, görme bakımından çeşit çeşit olursa, yani kimisi görüp de kimisi göremezse, hepsi için yakin hasıl olur.
Lâkin müşahedeler çoğalınca, zuhurun şiddetinden görünmez olur.
Misâli
Eşyanın en meydanda olanı, duyularla idrak edilendir. Bunun da en zahir olanı gözle görülendir. Gözle görünenler arasında en meydanda olanı bütün cisimleri aydınlatan güneşin ışığıdır. Her şeye ışık veren yani her şey kendi sayesinde aydınlığa kavuşan bir şeyin kendisinin zahir olmaması düşünülebilir mi?
Bu gerçeği birçok kimseler anlayamadılar da şöyle dediler:
Renkli şeylerde ancak kendi renkleri bulunur. Siyahsa siyah, kırmızı ise kırmızı olur. Bu renklerle beraber bir ziya veya nurun bulunası ise mümkün değildir. Sonra böyle düşünenler idrak ettiler renkli olan şeylerde de nurun bulunduğuna kail oldular. İdraklerinin sebebi şudur:
Gölge ile, aydınlığın bulunduğu yer arasındaki fark ile, gece ile gündüzün arasındaki fark...
Güneşin geceleyin gaybubeti, gündüzleri de karanlık cisimlerden uzaklaşması düşünüldüğünde, renkli olan şeylerden ederinin kesildiği görüldü. Ve böylece güneşin tesiri ile aydınlananla, ondan mahrum olan karanlık arasındaki fark anlaşıldı. Nurun varlığı, bu suretle nurun yokluğu ile meydana çıkmış oldu. Varlık haleti, yokluk haletine izafe edildiği vakit, her iki halde de renklerin kaybolmadığı görülerek aradaki fark hemen anlaşılır.
Eğer güneş devamlı olarak cisimleri aydınlatmakta devam etseydi, hiç gözden kayıp olmasaydı (geceleri olduğu gibi) o zaman aydınlığın, diğer renklerden farklı bir şey olduğu bilinemezdi. Halbuki o, eşyada en zahir olan bir şeydir. Hatta bütün eşyayı aydınlatan odur.
Netice:
Eğer Allah Teâla ve Tekaddes Hazretlerine (Hâşâ) yokluk veya bazı şeylerden gaybubeti düşünülseydi, gökler, yerler ve nurundan mahrum olan her şey yıkılırdı ve iki hâl arasındaki fark anlaşılıp kati suretle varlığı idrak edilirdi. Lâkin, bütün eşya şehadet hususunda söz birliği ettiği, bütün haller yeknesak muttarit olduğu için, bu Hefasına (gizli olmasına) sebep olmuştur.
Nuru ile mahlûkattan gizlenen, Zuhurunun şiddetinden onlardan gizli kalan ulu varlık, seni (bütün mevcudiyetimle) tenzih ederim.
Evet O (Allah), zahirdir, hem de öylesine zahir ki ondan zahir hiçbir şey yoktur; O, Batındır. Öylesine Batın ki, ondan daha batın hiçbir şey yoktur.
TENBİH:
Allah’ın bu sıfatları hakkında verdiğimiz bilgiye hayret etme!
İnsanı insan yapan da içi ve dışıdır. Tertipli ve düzenli hareketleri ile Zahirdir.
His idraki yönünden incelendiği zaman da o batındır. Çünkü his, beşeresinin (Vücudunun) zahirine taalluk eder. İnsan, ondan görünen bedeni ve eti ile insan değildir. Onun cildi hatta azalarından birkaç tanesi değişse bile yine o, odur. Ne var ki bazı azaları (eczaları) değişmiştir.
Belki de büyüdüğü zaman insan vücudunun aldığı deri ve parçaları, küçüklüğündekinden başkadır. Zamanla onlar, emsali ile gıda almak suretiyle değişmişlerdir ama, yine de insan insandır. Hüviyeti değişmemiştir. İşte o hüviyet, duyulardan gizlidir, lâkin, eser ve fiilleri ile (hareketleri ile) istidlal yolu ile akla zahirdir.