El-Muksit
EL'MUKSİDU: El-Muksit, işlerini denk, yerli yerinde yapan, mazlumların haklarını zalimlerden alıverendir.
Mazluma acıyıp, zalimin elinden kurtaran demektir.
Bunun kemâli hem mazlumu hem zalimi hoşnut etmekle gerçekleşir.
İşte son derece adalet ve insaf budur. Buna Allah’tan başka kimin gücü yeter ki?
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, ashabı arasında otururken tebessüm ettiler ve ön dişleri görüldü. Hz. Ömer (r.a.) sordu:
— Anam, babam sana feda olsun, neden güldünüz? Cevap verdiler:
— Ümmetimden iki kişi Allah'ın huzurunda diz çökmüşler.
Biri diyor ki:
—Yarabbi bundan hakkımı al! Allah öbürüne:
— Kardeşine hakkını ver!
— Yarabbi hiç sevabım kalmadı ki! Allah öbürüne hitaben:
— Kardeşine ne vereceksin şimdi, bak hiç sevabı kalmamış? der, Hakkını isteyen cevap verir:
— Yarabbi (mademki sevabı kalmamış) öyleyse benim günâhlarımdan alsın!»
Bunu anlattıktan sonra Resullallah' (s.a.v)in mübarek gözleri dolar ve şöyle buyurdular:
«İşte O gün, gerçekten büyük bir gündür! Çünkü insanlar çaresiz birbirlerinin günâhlarını yüklenecekler.» Sonra kıssaya devam ettiler:
Allah, alacaklıya hitaben der ki:
— Gözlerini kaldır da cennetlere bak! Adam başını kaldırınca şöyle haykırmaktan kendini alamaz:
— A... A... Gümüş şehirleri inci karışık altın köşkler görüyorum!
Yarabbi, bunlar acaba hangi sıddîk'in, hangi şehidin olacaktır? Allah buyurur:
— Bunların değerini kim verirse, onun olacak.
— Bunları alabilecek kadar zengin var mı ki?
— Tabiî. Bunları pekâlâ sen alabilirsin. Çünkü sende bu imkân mevcuttur.
— Ne ile Yarabbi!
— Kardeşini (Din kardeşini) affetmekle, suçunu bağışlamakla, ondaki alacağından vaz geçmekle.
— Affettim onu Yarabbi!
— Madem affettin, tut kardeşinin elinden doğru girin Cennete! diye onu taltif eder.
Bu kıssayı anlattıktan sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
«Allah’tan korkun, birbirinizi barıştırın. Çünkü Allah kıyamet günü Müminlerin arasını bulacaktır.»
İşte zalimden hakkını alıp mazluma vermek böyle olur ki, bunu tam manasıyla Allah’tan başkası yapamaz.
Bu isimden kulun alacağı nasip, hisse şudur: Evvel kendisinin yaptığı haksızlıklardan vaz geçer: Sonra başkasına yapılan haksızlığı gidermek için uğraşır. Başkası tarafından kendisine yapılan haksızlığa sabr eder. (Yukarıda arz ettiğimiz hadisi, Hakim, Enes'den (r.a.) rivayet etmiştir.)