Esma-i Hüsna hakkında sorular

Resulûllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuşlardır:

«Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanın.»

Yine Resulûllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuşlardır:

«Allah'ın böyle nice (güzel) huyları vardır. Her kim bunlardan biri ile ahlâklanırsa mutlaka cennete girer.»

Esma-i Hüsnanın sayısı hakkında

Sual:

— Allah’ın isimleri doksan dokuzdan fazla mıdır, yoksa değil midir? Eğer fazla ise bu tahsisin (doksan dokuzun üzerinde durulmasının) anlamı nedir?

Bin dirhemi bulunan bir kimse için, «Doksan dokuz dirhemi vardır» denebilir mi? Bin lafzı her ne kadar doksan dokuzu içine alıyorsa da, doksan dokuz deyip kestirip atmak, ondan fazlasını nefy etmez mi?

Şayet Allah'ın isimleri doksan dokuzdan fazla değilse, Peygamber efendimizin (Kendini adlandırdığın, yahut kitabında indirdiğin, yahut mahlukatından birine öğrettiğin, ya da yanındaki gizli ilimde sakladığın her isim hürmetine dilerim senden Allah'ım) sözünün mânası nedir? Çünkü bu hadis, Allah’ın bazı isimleri yanında sakladığını açık olarak anlatmaktadır. Yine Peygamberimiz Ramazan’ın Allah isimlerinden bir isim olduğunu söylemişlerdir. Selef alimlerinin (Falan kimseye İsm-i Azam öğretilmiştir!) dedikleri de sabittir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Allanın isimleri doksan dokuzu aşmaktadır...

Cevab:

Akla en uygun olan, Allah'ın doksan dokuzdan fazla ismi bulunmasıdır. Çünkü bunu bize bildiren rivayetler hem çoktur hem de kavidir.

Doksan dokuz'a hasrını ifade eden hadislere gelince; Deriz ki, bu, bir kaziyyeye müştemil olmaktadır, iki kaziyyeye değil. Nasıl mı? izah edelim:

Meselâ bin kölesi bulunan melik gibi. Biri kalkar da der ki:

Melikin doksan dokuz kölesi vardır. Kim onları alıp da düşmanlara karşı çıkarsa mutlaka galib gelir. Şimdi bunun bu sözü, melikin bin kölesi olmadığını anlatmaz. Yalnız içlerinde en kuvvetli kölelerin doksan dokuz köleden ibaret olduğunu bizlere bildirir.

İsimlerin doksan dokuzdan fazla olmaması da muhtemeldir. Haber lafzı (O takdirde) iki kaziyeye müştemil olmuş olur:

1) Şüphesiz Allah’ın doksan dokuz ismi vardır.

2) Her kim bunları sayarsa cennete girer. Hatta birinci kaziyenin zikriyle yetinilse, söz tam olmuş olur. Birinci mezhebe göre ise birinci kaziyenin zikri ile iktifa edilmez. İşte bu hasrın zahirlerinden akla en yakın gelen mâna budur. Lâkin bu da iki cihetten uzak düşmektedir:

1) Bu, Allah yanındaki gizli ilimde bazı isimler sakladığını önlüyor. Oysa hadiste bu isbat edilmiştir.

2) Bu isimleri yalnız peygamber veya ismi azam kendisine bildirilen veli gibi kimselerin sayabileceğini bildiriyor ki, adet tamamlansın. Yoksa bunun dışında sayılanlar, adetten hariç olursa noksan olacağı veçhile hasr bâtıl olur.

Şu halde akla en yakın gelen hakikat şudur: Peygamber Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, bunu, halkı bu isimleri saymaya teşvik etmek için anlatmışlardır. İsm-i Azamı ise, avam bilemez.

Hangi isimleri sayan cennete gider?

Sual:

Diyelim ki Allah'ın isimleri doksan dokuzu geçmektedir. Akla en uygun olan da budur. Meselâ bu isimleri bin olarak takdir etsek, bu binden doksan dokuzunu sayanların Cennete girecekleri söylendiğine göre, doksan dokuz, bu isimlerden hangileridir ki, o isimleri sayanlar cennete girmeye hak kazanabilsinler. Yani bu isimler muayyen isimler midir? Cennete girebilmek için o muayyen isimleri saymak gerekiyor mu? Yoksa Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği isimleri sayan da cennete girebilir mi?

Yoksa öbür rivayetteki isimleri saymak da lâzım gelir mi?

Cevab:

Tabiî ki bu doksan dokuz ismin belirli olması gerekir. Çünkü belirli olmazsa saymanın ve doksan dokuza tahsis edilmesinin faydası kalır mı?

Sonra (Melikin yüz kölesi var ki, onlarla düşmanın karşısına çıkarsa mutlaka galip gelir) sözü, yüz kölenin gerçekten kuvvetli kişilerden meydana geldiği anlaşıldığı takdirde doğru olabilir. Şayet içlerinden herhangi bir yüz kişinin de aynı güçte oldukları tezahür ederse o sözün mânası ve faydası kalmaz.

Esma-i Hüsna neden 99 tanedir?

Sual:

Neden, doksan dokuz isim, bu kaziye ile tahsis edildi? Diğerleri Allah’ın isimleri değil midir?

Cevab:

İsimlerin, yücelik bakımından mânaları farklı olduğu için, faziletleri de farklı olabilir. Bunlardan doksan dokuz isim, diğerlerinde bulunmayan bazı yüksek mânâları havi olması itibarı ile, öbürlerine nisbeten daha faziletli olabilir...

İsm-i Azam Esma-i Hüsnanın içinde midir?

Suâl :

Pekâlâ, İsm-i Azam bunların içinde midir yoksa; değil midir? Eğer değilse, İsm-i Azamsız o isimler diğerlerinden nasıl daha faziletli olabiliyor?

Şayet içindeyse, bu nasıl olur? Rivayet meydandadır. İsm-i Azamı yalnız peygamberler ve veliler bilmektedir.

Anlattıklarına göre, Asef bin Berhiya, Belkis'in arşını ancak İsm-i Azam sayesinde taşıyabilmiştir. Çünkü, İsm-i Azamı bilmekteydi. Tabiî koskoca bir arşı yüklenip, taşımak, keramet sebeplerinden olsa gerek.

Cevab:

İsm-i Azam’ın bu isimlerin dışında olması muhtemeldir. Bu takdirde bu isimlerin şeref ve fazileti, halk tarafından bilinip meşhur olan diğer isimlere nisbetendir. Yalnız peygamberler ve veliler tarafından bili-nen ismi azama nisbeten değildir.

İsm-i Azamın bu isimler arasında olduğu da söylenebilir. Ne var ki o, yalnız Peygamberler ve veliler tarafından bilinmesi (Allah tarafından münasip görüldüğünden) tayin edilip de (belirtilip de) halka indirilmemiştir.

Haberde varit olduğuna göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

Allah'ın İsm-i Azamı, şu iki âyettedir: «Ve ilâhu-kum ilahüm vahida lâilâhe illa hüver rahmanur rahim» (Bakara:163)

Bir defasında Allah’ın Nebisi (s.a.v.) bir adamın «Allah’ım sana şu duamla yalvarıyorum: Şehadet ederim ki: Şüphesiz sen, doğurmayan, doğmayan, benzeri bulunmayan Samed ve teksin. Senden başka İlâh yoktur» şeklindeki duasını duyunca, şöyle buyurmuştur: And olsun bu adam, Allah'tan İsm-i Azamı ile istemiştir. Şüphe yok ki bu isimle istenirse verilir; dua edilirse kabul edilir.»

Esma-i Hüsna neden 100 değil de 99'dur?

SUAL:

Bu, neden doksan dokuz olarak tayin edildi de yüz denmedi? Yüze yaklaştığı halde bilhassa doksan dokuz da niye duruldu?

CEVAB:

Bunda iki ihtimal vardır:

a) Çünkü Mânâyı şerife, bu meblağa ulaşmıştır da ondan. Yoksa adet maksur (tahsis edilmiş) değildir. Ne var ki bu sayıya muvafık olmuştur.

Nitekim Sıfatlar, ehli sünnet indinde, Hayat, İlim, Kudret, İrade, Semi, Basar ve Kelâm olarak yedi sayılmıştır. Bu durum, sıfatların yedi tane olmasından değil; bil'âkis Rubûbiyet ancak bunlarla tamamlandığı için böyle olmuştur.

b) Bunun başlıca sebebini Allah Resulü (s.a.v.) beyan buyurmuştur:

«Yüzden bir eksik. Allah tektir, teki sever.» Ne var ki, bu, isimlerin, iradi ve ihtiyari tesmiye olduğuna delâlet eder. Yoksa şeref sıfatları yalnız bunlara münhasır kalmaz. Çünkü bu, zatı için olur! İrade ile değil.

Hiç kimse şunu diyemez: Allah'ın sıfatları yedidir. Çünkü o tektir, teki sever.

Çünkü bu zatî sıfatlarıdır. Bu babtaki sıfatlar maksur (tahsis edilmiş) değildir. Hatta bunların mevcudiyeti, kasıdın (kasd edicinin) kasdı, müridin (isteyenin) iradesi ile değildir ki, bundan, başka değil de yalnız tek kasd edilmiş olsun.

İşte bu az evvel arz ettiğimiz ihtimali kuvvetlendirmektedir:

Allah'ın kendine tesmiye ettiği isimler doksan dokuzdur, başka değil!

Onu yüz kılmamıştır: Çünkü O, teki sever. Bu ihtimali kuvvetlendiren başka bir hususa da ileride işaret edeceğiz.

Esma-i Hüsnanın kaynağı nedir?

SUAL :

Bu doksan dokuz ismi, Resulullah (s.a.v.) bizzat saymış mıdır, yoksa bunu, Kitab, Sünnet ve buna delâlet eden haberlerden herkesin çıkarıp almasına mı bırakmıştır?

CEVAB :

Allah'ın Resulü -Ebu Hüreyrenin (r.a.) rivayetinden de anlaşılacağı gibi- bu isimleri sayıp toplamıştır. Gaye, Müslümanları bu isimleri saymaya teşvik etmektir. Eğer saymasalardı, halk bunları nereden bilecekti. Halka bunları ayrı ayrı bulup saymak, tabii ki güç gelecekti.

Alimlerin ekserisi şerh ve izahını yaptığımız, Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetini kabul etmişlerdir. Yalnız İmam Ahmed ve Beyhaki, Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetini cerh ederek, ravîler zincirinde bazı zayıf halkaların bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

Ebu İsa Tirmizî bu rivayet hakkında zaafa delâlet eden bazı hususlara işaret etmiştir.

Ayrıca diğer muhaddisler de, bu rivayette görülen şu üç hususa dikkati çekmişlerdir:

a) Ebu Hüreyre’den (r.a.) nakl edilen bu rivayette karışıklık vardır: Çünkü ondan, birbirlerine -birinde ibdal, diğerinde tabir bulunan- zıt iki rivayet nakl edilmiştir.

b) Onun rivayeti, Hannan, Mennan, Ramazan gibi isimlerle, diğer haberlerin bildirdiği isimleri içine almamıştır.

c) Sahihte adeti beyan eden Peygamber (s.a.v.)' in sözü «Allah'ın doksan dokuz ismi vardır; kim bu isimleri tadad ederse cennete girer» olmuştur. İsimlerin ayrı ayrı zikri ise, Sahih’te varit olmamıştır. Sahih’te bu hususta garib bir rivayet vardır ki, içinde zayıf bulunan ravî mevcuttur.

Bu mikdar gösteriyor ki, isimler bu sayıdan fazla değildir.

Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayetinin dışında kalan isimlerin elde edilmesi bizi, bu zahirden alıkoymuştur. Çünkü isimlerin adedi bulunan rivayeti biz zayıf sayarsak, müşküllerden birkaçı bertaraf edilmiş olur.

Çünkü biz diyoruz ki; isimler doksan dokuzdur. Allah bunları kendine tesmiye etmiştir. Onu yüze tamamlamamıştır. Çünkü o, tektir; teki sever. Bunların içine «Hannan» «Mennan» ve diğer isimler de dahil olmaktadır. Bunların hepsini bir araya getirmek, ancak Kitab ve Sünneti araştırmakla mümkün olur; Çünkü bunların bir kısmı Kitabullah'ta bulunur, bir kısmı da Resulullah’ın verdiği haberlerde.

O alim demiştir ki:

«Kitab ve sahih haberlerden araştırarak seksen isim elde edebildim. Diğer isimler, içtihad yolu ile haberlerden elde edilmedir.»

Sanırım ki, isimlerin sayısını bildiren hadis ona erişmemiştir. Şayet ulaşsaydı, onu zayıf bulurdu veyahut o rivayeti bırakıp da Sahih’te mevcut olan haberi alır ve kalan isimleri Sahih’teki haberlerden araştırmaya koyulurdu.

İş bu merkezde olursa, onları araştırmak suretiyle sayan kişi son derece yorgunluğu göze alacaktır. Tabii ki böyle bir kimse cennete hak kazanmış olur.

Yoksa hepsinin, ayrı ayrı beyan edildiği rivayetten bu isimleri çıkarıp saymak zor bir şey değildir.

Evet, sahihlerin bazı lâfızlarında: «Onları ezberleyen cennete girer» diye varit olmuştur. Hıfz etmek, şüphesiz ki yorgunluk isteyen bir iştir.

İşte bu hadisten anladığım ihtimaller bundan ibarettir.

Bundan fazlasına temas etmek, ancak tahminle bilinen içtihadi işlere tevessül etmek olur ki, bu akılların yürüyeceği yolun dışında kalır. Vallahu Alem.