İSLAM PEYGAMBERİ'NİN HAYATINI NİÇİN TETKİK EDİYORUZ?

Tarihte , hayatları taklid ve takip edilmeye değer iyi birer örnek teşkil eden çok sayıda hükümdar, alim, veli ve diğer birçok büyük şahsiyetler görülmektedir. Vefatının üzerinden ondört asır kadar bir zaman geçmiş ve bu arada, ilim inanılmaz gelişmeler kaydetmiş ve hayatımızın şart ve durumları, mefhumlarının bile derin değişikliklere uğramış olduğu günümüzde , acaba niçin Muhammed (Aleyh'is-Salatu v'es-Selam)'ın hayatını tetkik ediyoruz?

Bir Müslüman için sualin cevabı basittir. Hayatta, o rehberin (Resulullah'ın) gösterdiği yol takip edilmezse Müslüman olunamaz. Henüz Peygamberin hayat hikayesinin teferruatını (Sîre) bilmeyen bir kimse için evvela şu gerçekleri göstermek faydalı olacaktır:

a- Onun öğrettiği şeyler, bizzat kendisinin nezareti altında kaleme alınmış ve daha sonraki nesiller için tamamen itimada şayan bir şekilde muhafaza edilmiştir. Çeşitli büyük dinleri insanlara tebliğ edip anlatan diğer peygamberler arasında Muhammed A.S.S., Allah'tan zaman zaman almış olduğu vahiyleri ve diğer ilahi emirleri sadece etrafındaki insanlara tebliğ etmek ve anlatmakla değil ve fakat aynı zamanda bunları katiplerine yazıyla tespit ettirmek ve kendisine iman edip bağlanan Sahabeleri arasında dağıtılabilmesi için bunları çoğaltmak şeklinde tedbirler almakla temayüz eder. Bu öğretilip anlatılanların muhafazası, aynı vahiy metinlerinin ibadet esnasında okunması şeklinde, Müslümanların dini bir vazifesi haline getirilerek sağlanmıştır. Bu durumda ilahi menşeli ayetlerin ezberlenmesi mecburiyeti doğuyordu. Bu vahiylerin, yani Kur'anı Kerim'in yazılı nüshalarını meydana getirecek şeklindeki bu tatbikat kesilmeksizin sürdürüldü; Yazıyla tesbit ve ezber, bu iki usul, ilahi tebliğin vahyedildiği asıl dilde ve dosdoğru bir biçimde, diğer nesillere aktarılabilmesi için birbirlerini tamamlayacak bir biçimde devam ettirildi.. Kur'anı Ker1m'in bu metni, Tevrat ve İndl'in ikisi bir arada teşkil ettiğinden daha hacimlidir. O halde, insan hayatının her alanı için bunun çok sayıda emirler ve talimat ihtiva etmesine şaşmamalıyız.

b- Muhammed A.S.S., Allah'ın Elçisi olma şerefini inhisarında bulundurduğuna dair hiç bir beyanda bulunmamış, aksine, kendisinden evvel Allah'ın bütün milletlere benzer Resül'ler gönderdiğini ifade etmiştir. Adem, İdris, Nuh, İbrahim, Musa, Davud, İsa gibi bunlardan bazılarının adlarını vermiş ve isimlerini zikretmediği daha bir çoklarının gelip geçmiş bulunduğunu ifade etmiştir. Onun söylediği şey, bunların yegane fonksiyonunun, ezell ve ebedi gerçeğin yeniden inşası ile daha eski peygamberler tarafından insanlara tebliğ edilip öğretilmiş ve fakat Adem ile Havva'nın soyundan gelenlerin üzücü tarihlerinde yer alan harpler ve inkılaplar sonucu bozulup kaybolmuş butün şeylerin yeniden ihya edilip canlandırılması olduğudur . Muhammed A.S . S . , bizzat onun getirdiği ilahi tebliğin , kendisinden sonra Allah'ın yeni bir peygamber göndermesine ihtiyaç duymayacağı bir şekilde el değmemiş ve bozulmamış olarak kalacağına dair inanış üzerinde ısrarla durmuştur. Gerçekten de bugün Kur'anı Kerim ile onun sahlh Hadislerini içine alan kitaplar, kendi asll dili ile aynen elimiz altında hulunmaktadır.

c- İlahi tebliğe başlamasının ilk gününden itibaren Muhammed A.S.S., bütün dünyaya hitap ediyordu; kendisini hiç bir şekilde sadece bir milletle yahut herhangi bir belli asırla sınırlandırmıyordu; ırk ve sınıf farklarını tanımıyordu. İslam açısından, insanların mlttlak eşitliği ve ancak gönülden gelerek yaptığı işler dolayısiyle (takva bakımından) bazı fertlerin üstün olabileceği, köklü bir kaidedir.

d- "Mutlak kötü insan" gibi "mutlak iyi insan", beşer topluluğunda ancak nadir istisnalardır ve ekseriyet, "vasat insan" tabakasında toplanmıştır . Muhammed A.S.S., kendisini, insanlar arasındaki "melek" tabiatlılarla sınırlandırmamıştır: Onun tebliği esas itibariyle insanların büyük ekseriyetini teşkil eden vasat , ortalama insana hitap etmektedir. Kur'an'daki bir ayette yer alan ifadeye gö_ re1 insanın peşinde koşacağı asıl şey: " ... Bu Dünyada ve Ahirette iyilik, güzellik ... " olmalıdır.

e- İnsanlık tarihinde, büyük hükfimdarlar, büyük fatihler, büyük reformcular, büyük veliler v .s. eksik olmamıştır; fakat ekseriya bunların her biri, kendilerine has alanlarda bir değer sahibi olmuşlardır. Bütün bu çeşitli vasıfların bir arada, tek bir insanda toplannıası - işte bu Muhammed A.S.S. 'da görülür - sadece pek nadir bir olay değil fakat aynı zamanda onun öğrettiklerine inanmış kimseler tarafından kendi hayatlarında da yaşanabilme imkanına sahip bir öğretim olayı teşkil eder: Bunun yön'ü ise, hayat olayları içinde muvazenelenmiştir.

f- Reformcu'luk vasfını belirtmek bakımından Muhammed A.S.S. 'ın, her zaman için güçlü kuvvetli bir din olan ve kayıpları ise, gün başına düşen ortalama kazançlarıyla mukayese edildiğinde hemen hemen bir hiç tutan günümüz dünyasının ileri gelen büyük dinlerinden İslam dininin muallimi ve mübelliği olduğunu söylemek yeterlidir. Allah'ın sevgili bir kulu ve sahib kılındığı doktrinleri yaşayan, gerçekleştiren bir kimse olması vasfı bakımından görüyoruz ki onun hayatı kusursuzluk ve tam bir masumiyet içindedir. Sosyal bir teşkilatçı olarak bellum omnium contra omnes (tam bir karışıklık ve vuruşma) hali yaşayan bir ülkede o, bir hiç ile işe başlamış ve on sene içinde, Irak ve Filistin'in güney bölgeleri de dahil bütün Arap Yarımadası'nın tamamını kapsayan, mesahası üç milyon kilometrekareden fazla bir Devlet kurma sonucuna ulaşmıştı. Bu Devleti o, kendisinden sonra onbeş yıl gibi kısa bir müddet içinde A vrupa2, Asya ve Afrika gibi üç kıt' - aya olmak üzere aynı ülkeyi genişleten haleflerine emanet edip çekildi. Bir Fatih sıfatıyla giriştiği savaşlarda, her iki taraftan da verilen kayıplar bir kaç yüz kişiyi aşmaz; bununla beraber bütün bu meftfih topraklarda yaşayan insanlar tam bir itaat altına alınmışlardır. Gerçekte o, bedenler üzerinde olmaktan çok, kalplere hükmediyordu. Kendi hayatında iken din tebliğinde elde ettiği başarı, Veda Haccı esnasında Arafat'ta 1 50.000 kişilik bir mü'min topluluğuna hitap edecek kadar büyük olmuştur ki bu tarihi olayın cereyan ettiği esnada, çok daha büyük sayıda Müslümanın o yıl Hacc'a iştirak edemeyip kendi bölgelerinde kalmış olduklarını düşünebiliriz; zira bir Müslüman için her yıl Hacc'a gitmek mecburiyeti yoktur .

g- Muhammed A.S.S., kendisini, mü'minlere tatbikini emrettiği kaidelerin üstünde asla görmemiştir. Tamamen aksine o, namaz kılmış, oruç tutmuş ve etrafındaki sahabilerine verilmesini emrettği zekat miktarını çok aşan nisbetlerde tasaddukta bulunmuştur. Daha ilerde de göreceğimiz gibi o, ister harp zamanında olsun, ister sulh, düşmanlarına karşı dosdoğru ve hatta merhametli, yumuşak davranmıştır.

h- Onun öğrettiği şeylere gelince, o, insan hayatının bütün görünüşleriyle ilgilenmiştir: İnanışlar, ruhi-manevi alan, ahlak, iktisat, siyaset, hülasa ister ferdi veya toplumsal, ister ruhi veya dünyevi olsun, her alanda kaideler getirmiştir. Bütün bunların da ötesinde, ayrıca kendi şahsında en güzel örneği de bize bırakmıştır.

6. Bütün bu durumlar karşısında, hüküm vermeden evvel onun hayatını tetkik etmemiz gerekmektedir.