İbretler Ve Öğütler
Bu hey'et olayında dikkatimizi çekmesi gereken iki husus var:
Birinci Husus: Müslümanların işkence, eziyet, boykot ve her türlü sıkıştırmaya göğüs gerdikleri bir sırada; İslâm'ı öğrenmek, Resûlullah ile buluşmak için bu hey'etin Mekke'ye gelişinde; İslâm davetçilerinin, yollarında dağılmak nedir bilmeyen musibetlere ve elemlere göğüs germeleri gerektiğine, zayıflama, bırakıp gitme ve ümitsizliğe kapılma gibi bir tutumun caiz olmadığına açıkça işaretler vardır. Yukarıda da dediğimiz gibi, işkence ve zulme uğrama, başarıya ve zafere ulaşmak için, mutlaka girilmesi gereken bir yoldur. Hristiyanlardan sayıları otuzu aşkın bir hey'et Mekke'ye geldi. (Sayılarının kırkın üzerinde olduğunu söyleyenler bile vardır). Onlar yeni davete karşı sevgilerini bildirmek için geldiler. İslâm düşmanları Müslümanları ne kadar sıkıştırırlarsa sıkıştırsınlar, ne kadar işkence yaparlarsa yapsınlar; Müslümanlara ne kadar eziyet ederlerse etsinler, ne kadar onlarla alâkalarını kesip boykot ederlerse etsinler, ne kadar onların aleyhine toplantı yaparlarsa yapsınlar; onların bu davetin meyve vermesine engel olamayacaklarını, yeryüzünün doğusuna ve batısına yayılmasını önleyemeyeceklerini lisan-ı halleriyle açıklamak için deniz ötesinden Allah Resûlü'ne geldiler. Sanki Ebû Cehil bu hakikati sezmişti de o hakikatin etkisi nefsinde ve bu hey'etin yüzüne karşı söylediği kin kusan kelimelerde kendini göstermiştir. Fakat Ebû Cehil'den ne yapması beklenirdi ki? Onun ve onun gibilerin yapabilecekleri şeyler sadece Müslümanların başına zulüm ve işkence yağdırmak. Ama davetin hedefine varmasına ve meyvesini vermesine engel olamazlar.
İkinci Husus: Bu hey'et fertlerinin inandıkları imanın türü nedir? Bu iman, küfür karanlıklarından nura çıkan kişinin imanı mıdır?
Gerçek şudur ki, onların imanları, eski inançlarının devamından ve sımsıkıya tutundukları dinin ve inancın gereği olarak İslâm'a girmekten ibaretti. Hakikaten onlar (siret nakilcilerinin kesin olarak açıklamalarına göre) İncil ehli idiler, İncil'e iman ediyorlar ve onun hidâyeti üzere yürüyorlardı. İncil, İsa (a.s.)'dan sonra gelecek olan peygambere uymayı emredince ve o peygamberin özelliklerinden, bir kısım sıfatlarından bahsedince; artık bu peygambere, yâni Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a iman etmek devam eden imanın, gereği olmuştu.
O halde bu hey'et fertlerinin Resûlullah'a iman etmeleri, birinden diğerine tercih sebebiyle bir dinden diğer bir dine geçiş işlemi değildir. Zaten onların Peygamberimize iman etmeleri, Hz. İsa'ya ve ona indirilene imanın devamı olmuştu. Âyette geçen onların şu sözlerinin mânâsı da budur. Âyet şudur: «Kendilerine Kur'an okununca (Biz ona inandık ve şüphe yok ki, bu Rabbimizden gelen bir hak ve gerçektir. Hakikaten biz, bundan önce de İslâm'ı kabul etmiş kimselerdik) dediler». Yâni bizler Müslümandık ve Hz. Muhammed'in davet ettiğine, onun peygamber olarak gönderilişinden önce de inanan mü'minlerdik. Çünkü İncil ona inanmaya çağırıyordu.
İsâ Aleyhisselâm'ın veya Mûsâ Aleyhisselâm'ın getirdiği ilâhi hakikatlere gerçekten bağlanan kişilerin tümünün durumu budur. Çünkü, İncil'e ve Tevrat'a inanmak, Kur'an'a ve Hz. Muhammed' (s.a.v.) e inanmayı gerektirir. Bunun için Yüce Allah, Resûlü'ne, ehl-i kitabı İslâm'a davet ederken sadece kendi talep ettikleri şeylerin iman iddiasında bulundukları İncil veya Tevrat'ta bulunan şeyleri tatbik etmelerini istemekle yetinmesini emretti. Bu konuda şanı yüce Allah: «Ey Resulüm, de ki: Ey ehl-i kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça, siz hiçbir şey (din ve kanaat) üzerinde değilsiniz» (Maide:68) diye buyurmaktadır.
Bu durum, daha önce de açıklamış olduğumuz: «Hz. Âdem'in yaratılışından Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderilişine kadar, hak dinin tek olduğu, birden fazla olmadığı» kanaatini tekit etse gerektir.
Hakikaten, bir kısım insanların kullanmış olduğu, «semavî dinler» tabiri anlamı olmayan bir terimdir.
Evet. Bunlar müteaddit semavi şeriatlardır. Her semavi şeriat, kendinden önceki şeriatı yürürlükten kaldırır. Fakat genel anlamda veya bir akideye ad olarak verilen «Şeriat» kelimesini birbirine karıştırmamamız gerekir.