Umretu’l-Kaza

Resûlullah (s.a.v.) yedinci yılın Zilkade ayında Mekke'ye doğru yola çıktı. Yâni bir yıl önce müşriklerin, kendisini oraya girmekten engellediği şehre. Umresini kaza edecekti. İbn Sa'd'ın Tabakat'ında anlattığına göre, Resûlullah (s.a.v.) ile umre yapanların sayısı iki bindi. Bu tabiî, Hudeybiye'de bulunanlarla sonradan katılanların toplamıdır.

Bu seferden sadece vefat eden veya Hayber savaşında şehit olanlar geri kalmış oldu (Tabakat-ı İbn Sa'd: 3/167).

İbn İshâk ise; «Kureyşliler kendi aralarında şöyle dedikodu ya-pıyordu: Muhammed (sav) ve ashabı, sıkıntı ve zorluk içindeymiş» diyor.

Bu yüzden müşrikler, Dârü'n-Nedve önünde toplanıp Müslüman-ların durumunu gözetlemeye başladılar. Resûlullah (s.a.v.) Mescid-i Haram'a girince, omuzundaki örtüyü sıyırıp sağ pazusunu dışarı çıkardı ve şöyle seslendi: Allah şu adamlara kendisini güçlü gösteren her kişiye rahmet eder. Sonra da (Hacer-i Esved) rüknünü istilâm edip hızlı sert yürüyüşle tavafa başladı. Ashabı da öylece yürüyordu. Üç şavt böylece (Hervele) yaptı. Öbürlerinde ise normal yürüdü. İbn İshâk'a göre İbn Abbas şöyle konuşuyordu. Bazı kimseler zanneder ki, Resûlullah (s.a.v.)’ın bunu böyle yapması sadece Kureyş'ten gelen söylentilerine bir cevap mahiyetindeydi. Umumi bir sünnet değildi. Halbuki Resûlullah (s.a.v.)’ın bunu yapmasının hikmeti, Veda Haccı esnasında anlaşıldı ve müekked sünnet olduğu kesinleşti (Siret-i İbn Hişâm: 2/370. Şeyhayn indinde yakın rivayetlerle birlikte, muhteva müttefekun aleyhtir).

Resûlullah (s.a.v.) bu esnada Meymûne binti Haris ile evlendi. Rivayete göre nikâh akdini ihramlı iken yaptı. Bazıları ise, ihramdan çıktıktan sonra akid yapıldı der. Meymûne (r.a.)'yi Resûlullah ile evlendiren (veya nikahlayan) da onun bacısı Ümmü'l-Fadl'ın kocası bulunan, Abbas bin Abdülmuttalib idi. ( Uyûnü'l-Eser: 2/48).

Resûlullah (s.a.v.)'ın Mekke'deki üç günlük ikameti bitip, (barıştaki Kureyş'in tanıdığı süre dolunca) Kureyş hey'eti Hz. Ali (r.a.)'ye müracaat edip: Ey Ali, artık efendine söyle, müddet dolmuştur, çıkın Mekke'den dediler. Resûlullah (s.a.v.) yola çıktı" ve Zilhicce'de Medine'ye varıldı.

İbretler Ve Öğütler

Bu umre, Resûlullah (s.a.v.)'in doğru söylediğinin Cenâb-ı Hak tarafından tasdiki, O'nu ve ashabını, Mekke'ye ulaştırıp Beyt'ini tavaf ettirecek, izhâr buyurduğu te'kid ve desteği diye tanımlanır. Nitekim gördük ki; Hudeybiye gününde Hz. Ömer (r.a.) şöyle soru tevcih ediyordu. Resûlullah (s.a.v.)'a:

— «Sen değil miydin peki; bizim gelip Kabe'yi tavaf edeceğimizi söyleyen? (Buharî, 5/85) O da cevap veriyordu:

— «Peki, ben size bu sene geleceksiniz, yapacaksınız dedim mi?» Ömer:

— «Hayır», diyor. O tekrar:

— «O halde sen mutlaka gelip tavaf edeceksin, böyle bil», diye söylüyordu.

İşte bu, Resûlullah (s.av.)'ın va'dinin doğrulanımasıydı. Nitekim, Allah (c.c.) da kulunu bu va'dinden ötürü, şu kelâmıyla ayrıca doğ-ruluyor: «Allah, Resûlü'nün rü’yasını Hak olarak tasdik ediyor ki; mutlaka siz Mescid-i Haram'a, inşâallah emniyet içinde girip, endi-şesizce tavafla, tıraş olup veya saçınızı kısaltacaksınız. O, sizin bil-mediğinizi bilir Daha bunun ötesinde apaçık bir fetih verecek» (Feth:27).

Yine bu umre, hemen ardından gelen Büyük Fetih için bir giriş ve ilk adım oldu.

Aynı zamanda bu umreye iştirak eden Ensâr ve Muhacir kalabalığı, her davranışında; tavafta, sa'yde ve öbür menâsikde Resûlullah'a istekle uyuyor, onun çevresinde neş'e ve yiğitlik dolu davranışlarıyla, hiç de müşriklerin düşünüp beklediği hastalık, gevşeklik gibi bir görüntü vermiyorlardı. Bu yüzden müşriklerin yüreğine korku saldılar. Çünkü onlar, ashabın, Yesribin iklimi gereği sıtma gibi hastalıklara yakalanıp, çeşitli imkânsızlıklarla hayli yıpranmış olduklarını sanıyorlar ve dedikodusunu yapıyorlardı.

Müslim, İbn Abbas'tan rivayet eder ki:

Müşrikler, Müslümanların Kabe çevresinde «Remel» yaptığını (sert adımlarla dik dik yürüdüklerini), sa'yde de aynı canlılığı taşıdıklarını görünce, birbirlerine: Bunlar mı, bizim sıtmadan perişan olduğunu sandığımız kimseler? Bunlar ceylân gibi zıplıyorlar, o kadar çevikmişler ( Müslim: 65).

Hâsılı tamamlanmış şekliyle bir bütün olarak, bu umre, müşriklerin gönlüne öyle bir oturdu ki; âdeta Mekke fethinin kolay ve savaşsız gerçekleşmesine zemin hazırladı.

Şimdi biz bu «Umretü'l-Kazâ»'dan neler alırız, ona bakalım:

1- Tavafın ilk üç şavtında, sağ omuzu dışarıda bırakacak şekilde ihramı koltuk altından bürünmek (Iztıba) ve sert adımlarla hızlı yürüme (Hervele)'nin; bu anda Resûlullah (s.a.v.)'a uymak bakımından müstehab olduğu.

Bunun müstehab oluşu şuna bağlı tabiî: Tavafı sa'y izliyorsa, o tavafta «remel» yapılmışsa bu da müstehab olur. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) böyle yapmıştı. Iztıba ise, ihramın bir ucunu sağ koltuk altından, ikinci ucunu ise sol omuzun üstünden örtülmesidir ve bu aynı zamanda Safa ile Merve arasında sa'y anında iki nişan arasında, ittibâan sünnet olur.

2- Bazı fakihler, hac veya umre anında ihramlı iken nikâh kıymanın caiz olduğuna kanaat ettiler. Dayanakları da yukarıda naklettiğimiz rivayete göre; Resûlullah (s.a.v.)'in Meymûne (r.a.) ile ihramlı olarak nikâhlandığıdır. Ama fakihlerin büyük bir gru-buna göre ise; ihramlının ister bizzat ister vekâleten nikâh yaptırması mutlak mânâda câiz olmaz. Hanefiler ise, ihramlının veli olarak da ihramlı olmayan biri adına nikâh kıyamayacağı kanaatindedir.

İşte böylece Resûlullah (s.a.v.)'ın, umre ve bir de hac yaptığı biliniyor. Müslim'in Enes (r.a.)'den senediyle naklettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) bütün umreleri Zilkade'de yaptı. Sadece, hac anındaki umresi ise, hac mevsiminde oldu: Hudeybiye umresi Zilkade'de, ondan sonraki sene yaptığı (Umretü'l-Kazâ) umre Zilkade'de, Ca'râneden dönüşte yaptığı umre, Huneyn ganimetlerini taksim için dönüşteki umresi de Zilkade'de, son umresi ise Veda Haccı'na gittiğinde yaptı ki, bu Zilhicce'dir tabii (Müslim: 5/60; Buhâri'de de benzer rivâyet var).