Halifelik Dönemindeki Önemli İcraatı
Birinci olarak: Üsâme ordusunu donatıp yola çıkarmasıdır. Yâni sorumluluk ve yetki kendisine geçince; Resûlullah (s.a.v.)’ın hastalığını öğrenmesi üzerine Medine yakınındaki «Zûhaşeb» mevkiinde ordugâh kurup beklemekte olan Üsâme ordusuna hareket emri verip (Bizans üzerine) uğurladı. Bunu yaparken de; daha önceden başlamış ve büyük yayılma istidadı göstermiş olan, dinden dönme (irtidat) olayları dolayısıyla bu orduyu göndermemesi tavsiyelerine de; Üsâme (genç olduğundan)'nin yerine başka bir komutan tayini görüşlerine de hiç kulak vermedi.
Ve Sıddık (r.a.) başında Üsâme'nin bulunduğu orduyu yaya yü-rüyerek uğurluyordu. Hatta, Üsâme atından inip, kendisini bindirmek isteyince:
— Hayır, ne sen ineceksin, ne ben bineceğim diye reddetti. Ve orduya şu öğütlerde bulundu:
— Hıyanet etmeyin, haksızlık etmeyin, aşırı gitmeyin, müsle (ölülere kötü muamele) yapmayın; çocukları, kadınları, yaşlıları öl-dürmeyin. Ağaçları kesip ya da ateşe verip (tahrip) etmeyin. Hayvanları yiyecek ihtiyacı dışında öldürmeyin. Ve özellikle dedi ki; manastırlarda ibadetle meşgul insanlar göreceksiniz. Onları kendi hallerine ve ibadet yerleriyle baş başa bırakın.
Sıddık (r.a.) Üsâme'ye özel olarak da şunu söyledi: İznin olursa, Ömer (r.a.)'i, Müslümanların işlerini yürütmemde görüşlerinden ya-rarlanmam için, bana bağışla. Üsâme ise; «Emir zatınıza aittir», dedi.
Üsâme ordusuyla ilerledi. Onu gören, irtidad etmiş her kabile aslına dönüyor; bu ordunun heybeti gönülleri fethediyordu zira. Yâni, düşünüyorlardı ki, İslâmi otoritenin gücü olmasa, böyle bir zamanda, böyle bir ordu tâ Bizans topraklarına gönderilemezdi.
Bu yüzden kalplerine korku geliyor, tevbekâr oluyorlar. Üsame ise, babasının şehit olduğu bölgeye gelip Rum sınırlarına girince; onlarla savaşa tutuşmuş, Allah onu muzaffer kılmıştı. Şerefle dönüp geldiler.
İkinci olarak: Mürtedlere (dinden dönenlere) ve zekâtı ödemek istemeyenlere karşı ordular hazırladı. On bir alaydı hazırlanan. Her birliğin komutanına, bir yön gösterip gönderdi. Kendisi de «Zülkıssa yönüne gidecek birliğin başına geçti. Fakat Hz. Ali (r.a.) ona ısrarla, bu işten vazgeçmesi tavsiyesinde bulundu.
Atının geminden tutarak; «Ey Resûlullah’ın halifesi, ben sana Resûlullah (s.a.v.)'ın Uhud günü söylediğini tekrar ediyorum: «Kılıcını kınına koy, bizi kendinden mahrum etme. Yâni vallahi, Müslümanlar seni kaybederse, senden sonra bu makamı dolduracak birini bulamaz. Bunun üzerine Ebû Bekir, yerine birini vekil kılıp, kendisi geriye (Medine'ye) döndü.
Allah Müslümanlara yardım etti ve mürtedlerin kökü kesildi, dibi geldi. İslâm artık yarımadada tamamen oturdu. Bütün kabileler de zekâtlarını vermeye razı oldular.
Üçüncü olarak: Sıddık (r.a.) Hâlid bin Velid'i, Irak üzerine hazırlayıp gönderdi. Yanına da Müsennâ bin Haris’i vermişti. Bunlar da birçok beldeyi fethedip muzaffer ve ganimet yüklü döndüler.
Dördüncü olarak: Bizans üzerine bizzat savaş açmak kararındaydı. Bu maksatla sahabeyi toplayıp müşaverede bulundu. Hemen hepsi bu görüşü destekliyordu. Sonra Hz. Ali (r.a.)'ye döndü:
— Ebâ Hasan, sen ne dersin? diye sorunca o da; hayırlı bir niyettesin, inşâallah muvaffak ve muzaffer olursun dedi. Ebû Bekir (r.a.) buna çok sevindi ve huzurlandı. Ve halkı toplayıp, onları cihada teşvik eden bir nutuk verdi. Valilerine de emirnameler yazıp merkeze çağırdı. Büyük bir kongre oluştu. Kabileler bölük bölük geliyorlardı. Komutanlar «Emirler ve Emirler emiri» gibi vazifeliler tayin etti. Bunları ardı ardına Şam bölgesine şevketti. Ebû Ubeyde bin Cerrâh'ı ise tüm ordulara Başkomutan olarak tâyin etti.
Gönderdiği her askeri birliğe ve başlarına, öğüt ve vasiyyette bulunuyor, Allah'ın düsturuna uymayı, birbirleriyle iyi geçinmeyi, cemaatle namazı ihmal etmemelerini ve tam vaktinde kılmalarını tembihliyordu. Ve diyordu ki; kim kendi nefsini düzeltir itaatli kılarsa, Allah da halkını düzeltip kendisine itaatli kılar.
Ayrıca, düşman elçileri gelince de onlara kibar davranmaları, ama askeri sırlarını fazla göstermemelerini, öylece yollamalarını öğütlüyordu. Müslümanın ne yapacağını bilmesinlerdi. Müslümanlar Rum ülkesine yöneldiler. Yermük bölgesinde toplandılar, Ebû Bekir (r.a.)'e Rum askeri gücünün büyüklüğüne dair haberler uçurdular.
O da. Irak’ta bulunan Halid bin Velid'e yazıp, hemen Suriye'ye geçmesini emretti. Askerinin yarısını alıp Ebû Ubeyde'ye takviye olarak götürmesini, yarısını ise Müsennâ bin Haris emrine bırakmasını bildirdi. Aynı zamanda Şam ordusuna ulaşır ulaşmaz komutayı üzerine almasını da belirtti.
Halid Şam'a ulaşıp Müslümanlarla buluştu ve hemen Ebû Ubey-de'ye bir mektup yazıp durumu şöylece açıkladı: «Korkulu günlerde sana ve nefsine Allah’tan himaye dilerim. Dünya ve âhirette de her türlü kötülükten korunmanızı temenni ediyorum. Bana Resûlullah'ın Halifesinden bir yazı geldi. Burada, benim Suriye'ye ulaşır ulaşmaz ordulara el koyup komutayı üzerime almam emrediliyor. Vallahi, ben bunu arzu da etmiyorum, kendisinden de böyle bir şey istemedim. Sen ise tamamen serbestsin; sana karşı gelmem, aykırı da davranmam. Sensiz bir karar da vermem.
Ebû Ubeyde Halid'in mektubunu okuyunca; Allah, Resûlü'nün Halifesini kararından ötürü yüceltsin. Halid'i de Allah bu tavrıyla yaşatsın, dedi.
Zaten Halife, Ebû Ubeyde'ye de yazmıştı. Ve diyordu ki:
«İmdi, ben Halid'i, Şam ordularına savaşta komuta görevini uygun gördüm. Sen ona muhalefet etme. Dinle ve itaat at. Kardeşim, ben onu sana komutan olarak göndermekle aslında sana bir iyi niyetimi gösterdim. Yâni ben onda, bu çetin fitneli bölgede savaşıp başaracak yetenek seziyorum da ondan. Allah sana ve bize hayır ve selâmetler versin.»
Bundan sonradır ki; Bizans ordularıyla, İslâm orduları üst düzeyde savaşa tutuştu. Artık aralarında kanlı savaşlar birbiri ardınca sürüp gidecektir. Tabii uzun savaşların sonunda zafer Müslümanlarındı. Rumlar sayısız ölü ve öylece de çok esir vererek yenilgiyi kabul edip çekileceklerdi.
İşte bu zafer günlerindeydi ki, Halid (r.a.)'e Hz. Ebû Bekir (ra.)'in vefat haberi ulaştı. Ondan sonra da Hz. Ömer'in (r.a.) Halife olduğunu öğrenmişti. Hemen ardından da Halid'in başkomutanlıktan alındığı ve Ebû Ubeyde'nin komutan olduğuna dair yazılı emir ulaştı. Ama Halid, asker arasında herhangi bir huzursuzluk endişesiyle emri gizli tuttu. Ebû Ubeyde'ye de haber ulaşmış, o da aynı hassasiyetle mes'eleyi bir zaman gizlemişti.