Evrim mi, devrim mi?
Batı toplumlarında bulunan sınırlı, ancak akla yakın kanıtlara bakılacak olursa, son yıllarda insanın cinsel davranışı şu değişmeleri göstermiştir:
1- Evlilik-öncesi cinsel ilişki kuran birey sayısında, özellikle kadınlarda artış,
2-Bir bireyin evlilik-öncesi cinsel ilişki kurma ihtimali olan eşlerin sayısında artış;
3- Bireyler ilk cinsel ilişkilerini daha erken yaşlarda kur-maktadırlar;
4- Bir cinsel ilişki içine girmek için bireyler daha düşük düzeyde bir bağlılıkla yetiniyorlar;
5- Evlilik-içi cinsel ilişki sayısında artış;
6- Evlilik-dışı cinsel ilişkilerde (özellikle kadınlar lehine) artış;
7- Evlenmemiş kadınlara uygulanan kürtaj sıklığında artış; ayrıca tüm kürtajlar içinde evlenmemişlere yapılanların oranı da yükseliyor;
8- Evlenmemiş kadınlarda, özellikle ergenlik çağındakîlerde, isten-meyen gebeliklerde artış;
9- Her yaştaki kadınlarda aile planlaması hizmetlerine talepte ar-tış;
10- En etkili doğum kontrol yöntemlerinin, her yaştan, her sosyal sınıf, din t ırktan kadına yaygınlaşması;
11- Kitaplar, dergiler, filmler ve diğer iletişim araçlarında cinselliğe daha çok yer verilmesi ve açıkça tartışılması;
12- Alternatif yaşam biçimlerinin ve alternatif cinsel tercihlerin, örneğin homoseksüelliğin daha serbest bir biçimde kabul edilmesi;
13-Gayn resmi karşı cinsten sosyal ve cinsel ilişkileri başlatmakta kadınlara daha fazla özgürlük verilmesi;
14- Standartlar birbirinden farklı olsa bile, seks hakkında konuşma, değişik değer ve tutumları hoş görebilme ve seksi kabul edebilme konularında istekliliğin artması.
Geçtiğimiz yıllar içinde bu değişikliklerin oluştuğunu kabul edersek bir devrim olmuştur, dememiz gerekir. Fakat birçok nedenle bu sonuç yanıltıcı olabilir.
Sosyal bilimciler genellikle evlilik-öncesi cinsel ilişkiyi cinsel devrimin ana göstergesi olarak Öne sürmüşlerdir. Bir an için, batı toplumlarındaki evlilik-öncesi cinsel ilişkilere bakacak olursak, 1920'li yıllar ile 196O'lı yıllar arasında çok az değişimin olduğunu görürüz. Savaş sonrasındaki "baby-boom" (bebek patla-ması), ekonomik refah, televizyon, endüstrileşme ve kitle iletişim araçlarının artan etkisine rastlayan yıllarda "cinsel devrim"den daha çok bahsedilir ve (hakkında) yazılır oldu. Saygın sosyal bilimciler bu devrimin tamamlandığını ve bittiğini birçok kez belirtmişlerdir.
Geriye bakınca görünen o ki, 1950'lerde ve 1960'ların başında cinsellik daha çok ve daha açık olarak tartışılmış olmasına rağmen, aslında cinsel davranışlarda çok büyük artışlar olmamıştır. Bütün bu konuşmaların bizi yanılttığını, zira verilerin cinsel davranışta çok küçük değişiklik olduğunu gösterdiği söylenebilir.
Ancak, 1960'ların ortalarından itibaren toplanan verilere bakacak olursak, evlilik-öncesi cinsel ilişkiye giren bireylerin sayısında farkedilir, anlamlı ve hatta bazen dramatik değişiklikler olduğunu farketmeye başlarız. Bu eğilim, en belirgin olarak ABD'de görülmekte, ama benzer bir eğilimin Avrupa ülkelerinde de olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Son 10 yıl içinde evlilik-öncesi ilişki sıklığı erkeklerde orta derecede, kadınlarda ise çarpıcı oranda artmıştır. Denebilir ki, kadınlar arayı kapatıyorlar, en azından evlilik öncesi en az bir cinsel ilişki kurmuş olanların sayısı söz konusu olduğunda.
Cinsel davranış konusundaki verilerin çoğu yalnızca sıklık ve yoğunluk ile İlgili olanlardır. Sosyal değişmenin büyüklüğü, araştırılan ilişkilerin sıklığını temel olarak değil, doğası ve niteliği incelenerek anlaşılabilir sanıyoruz. Zaten, yoğunluk açısından erkeklere yetişen kadınların cinsel ilişkilere reaksiyonları, duyguları ve nasıl başa çıktıkları konusunda erkeklerle aralarında çarpıcı farklılıklar vardır.
Kadınlarda evlilik-dışı cinsel ilişkide görülen anlamlı artışı kastediyorsak, bir devrim olmuştur. Ancak eğer, sosyalizasyon sürecinin ayrılmaz parçaları olarak cinsel performans, değerler ve tutumları alıyorsak, "devrim" sözcüğü biraz aşırı bir ifade olur.
SBA