Süknâ

(İktisadî Fıkıh Terimi)

(oturma hakkı)

Sözlükte sekene fiilinin mastarıdır ve evde ikamet etmek manasına gelir, ya da iskan etme anlamında bir isimdir; Rukbâ kelimesine benzer. Arapça'da "dârî leke süknâ" denilir ki, "evim senin için mesken olsun" manasına gelir.

Terim olarak Münâvî bu kelimeyi şu şekilde açıklamıştır: "Süknâ bir evin ücretsiz olarak mesken şeklinde kullanılmak üzere verilmesidir."

Bu deyim fıkıh kitaplarında "Kadının kocası üzerindeki hakları" bölümünde geçmektedir. Yani kadına ne zaman nafaka ve barınak temini gerekir; ne zaman düşer?

Ayrıca, vakıf ve vasiyet konularında "hakk-ı süknâ" ifadesi kullanılmaktadır. Fıkıhçıların bu konudaki yorumları şöyledir: Vakıf bir evde oturma hakkı elde eden bir kimse, hayatı boyunca ailesi ve hizmetçileriyle birlikte orada oturabilir. Yine kendisinin dışında istediği kimselere ücretsiz oturma imkânı sağlaması da hakkıdır. Vakıf sahibi uygun görürse bu ev, öldükten sonra çocuklarına intikal eder. Eğer çocukları yoksa, vakfedenin yetki verdiği kimseye döner.

Vasiyet sözleşmesi ile bir evde oturma hakkı kazanan kimse, eğer evin rakabesi, vasiyet eden kimsenin malının üçte birinin dışında ise, hayatı boyunca çoluk çocuğu ve hizmetçileriyle birlikte burada oturabilir.

Ancak bu işin hayat boyu devam edebilmesi için ya vasiyetin mutlak yani herhangi bir şarta bağlı olmaması ya da ebedî oturma hakkının olduğuna dair vasiyette açık bir hüküm bulunması gerekmektedir. Eğer intifa hakkı belirli bir süre ile sınırlı ise, oturma hakkı da bu sürenin bitimine kadar devam eder. Sonra oturma hakkı tekrar vasiyet edenin varislerine geçer.

Evin rakabesi, vasiyet edenin malının üçte birinin dışına çıkanlmamışsa ve varisler vasiyetin tümünü kabul etmiyorlarsa, vasiyetle oturma hakkını kazanan kimse sadece, mirasın üçte birinden çıkarılacak olan miktarına bağlı sınırlı bir müddet oturabilir. Terikenin üçte birinden çıkarılan miktardan arta kalan intifa hakkı varislere aittir.